Üye değil misiniz? Hemen kaydolun!
Üyelik Aç  


Konuyu Okuyanlar:
1 Ziyaretçi

 
Psikotik Sanat [Bölüm 2]

#1
aslında ilk önce tanıtımı paylaşmak isterdim ama açıkçası üşendim  Tongue ara sıra böyle bölümler paylaşırım; daha önce 2 hikaye yazmıştım.. ama bu ilk polisiye denemem Smile okur ve yorumlarsanız beni çok mutlu edersiniz.. saygılar  sir

[Bölüm 2]


[b]BÖLÜM 1
OLAY MAHALİ

Efe, henüz üzerinden buharı eksik olmayan kahvesini  yavaşça masasının sol tarafına bıraktı. Elleri ile hafif ritimler tutarken hızla ayağı kalktı.  Odasından çıktı fakat tam o sırada bunu yaptığına pişman oldu.  Mahmut Yıldız, ayaklarını yerlere sürercesine hastalıklı derecede yavaş bir hızla Efe'ye yaklaşıyor ama gözleri ile etrafı süzmekten eksik kalmıyordu. Elinde ki 3-5 dosyayı biraz karıştırdı ve beyaz olanı Efe'ye uzatarak:
'' Senlik bir iş gibi, hüsrana uğradığını görmek için sabırsızlanmıyor değilim.. ''
Mahmut Yıldız ;  Küçük Çekmece'nin 6 yıldır emniyet amirliğini üstleniyordu ve Efe gibi tecrübesiz, henüz dört aylık bir Başkomiser'i küçüksemekten kendini alamıyordu. Efe yüzüne alaycı bir tebessüm yerleştirdi ve :
'' Tabii, Tabii. Cahide Ege cinayetinde ki engin başarılarınızdan örnek almayı düşünmeye başladım. Dosyayı alayım, teşekkürler.. ''
Cahide Ege cinayeti halen faili meçhul bir cinayetti. Mahmut Yıldız henüz başkomiserken bu cinayeti üstlenmek durumunda kalmış fakat inanılmaz bir çöküş yaşamıştı.. Bu yüzden bu konu onu hayli yıpratır vaziyetteydi. Ayrıca Efe'nin elinde ki en büyük kozlardan biriydi. Mahmut  Yıldız odasında dönerken Efe, yiyecek bir kaç şey aldı ve odasına dönerek dosyayı incelemeye koyuldu, içinde ufakta olsa tedirginlik vardı. Sonuçta yeni bir olaysa çok önemli olmadığı koşulda hemen bir dosya hazırlatılmazdı.. Dosyanın sonunda Efe Çağlar'a savcının notu vardı;
''
Hazal Bekçi, 23 yaşında. İnşaat halinde olan ( Merkez Camisinin karşısında ki ) Hüdhüd kuşu sokak ve Tavuskuşu caddesi'nin keşistiği yerdeki binanın 4. katında ölü bulundu.  Cesedi elleri yukarıdan  bağlı  kalacak bir şekilde  üst duvara asılmıştı. ( aşşağıda bir fotoğrafı vardır )
ve karnı, bağırsakları dışarı çıkarılmak suretiyle dehşet bir biçimde delinmişti.
''
Efe, Sükut'u  yanına çağırdı ve olayı tekrar gözden geçirdiler. Sükut; Efe'nin başkomiser olmasıyla ona verilen stajyer-yardımcı idi. Kahverengi gözleri, sarı saçları vardı. Elmacık kemikleri hafif  çıkık  ve dudağı biraz inceydi. Uzun boylu hoş bir kızdı. Efe, Sükut'un ona gizli gizli hayranlık beslediğininde farkındaydı fakat aldırış etmiyordu. Hemen yola çıktılar. Efe,  ruh hastası bir katil ile karşı karşıya olduklarını düşünüyordu.Başka nasıl bir canlı böyle iğrenç bir olayı gerçekleştirebilirdi ki..? En az Efe'nin bilinçaltı kadar karanlık ve vahşet kokuyordu bu olay..
Olay mahaline geldiklerinde Sükut'da Efe'nin büyük ihtimalle haklı olduğunu fark etti. Olay tam dosyada bahsedildiği gibi vahşet içerikliydi. Ama Efe, dosyada bir hususun atlandığını fark etti. Haksız duruma düşmemesi için ufak çaplı bir araştırmaya ihtiyaç duydu ve  8 katlı inşaat'ın bütün odalarını, merdivenlerini, asansör boşluğunu.. Kısacasını her yeri gezdi ve nefes nefese bir halde tekrar olay mahaline döndü. '' Sükut! '' dedi ellerini ovuşturarak '' Gel buraya '' tam bir kaçık gibi hareket ediyordu. Ve yavaş yavaş anlatmaya koyuldu.
'' Bak, bina'nın henüz alçısı bitmemiş yani boyamak için daha çok erken. Ve de hiç bir zaman bina boyamaya 4. kattan başı boş çiziklerle başlanmaz. Şu duvarlara bak! üstelik sadece sol tarafta olmalarıda bayağı dikkatimi çekti ''
Haklıydı. 4. katta (olay mahali) başı boş, amaçsız mavi, kırmızı, siyah ve beyaz boya izleri vardı.
''  İlk önce şifreli bir anlatım veya gizli bir dil olabileceğini düşünebilirsin. Ama bütün dünya dillerinde nerdeyse her kelimede olan '' a, e ve u '' gibi tekrar etmesi gereken harfleri göz önünde bulundurursan bu işin bir gerçekliği kalmıyor ''
Sükut'un gözleri parlamaya başlamıştı.
'' O zaman katilimiz'in veya katillerimizin resim çizilen cinsten olan boyayla yakından  ilişkileri  var.. ''
'' Evet Sükut, bence öyle. Ama yinede bir teori oluşturmak için henüz erken. Her yeri araştırsınlar boya kalıntısı, fırça, palet gibi şeylere dikkat etmelerini söyle. Ben cesede yakından bakmaya gidiyorum.. ''
Cesed'in nasıl bir vahşet'e maruz kaldığını görmek için gözlerine bakmak yeterliydi. Nasıl bir insan bunu yapacak kadar hırs dolu olabilirdi ki? Efe bunlar ile meşgulken gözüne bir kaç çizik ilişti karnında ki deliğin ve vücudunun sol tarafında sık ve ufak çizikler vardı. Aynı duvarda ki başı boş boya izleri gibi. Efe, daha sonra incelemek için telefonu ile bu çiziklerin hepsi fotoğrafladı. Sonrasında Sükut'u buldu:
'' Bir şeyler bulabildiniz mi? ''
Sükut, elindeki şişeyi Efe'ye gösterek;
'' Ha evet, bende tam yanınıza geliyordum. ' Maries ' çeşidi mavi bir yağlı boya bulduk tuval için kullanılan cinsten. ''
'' hepsi kullanılmış mı? ah. İçinde biraz kalsa boyaları karşılaştırabilirdik. Burada işimiz bitti. Sen bana bu boyanın aynısında bul ve duvarda ki boyalarında bir örneğini al. Ofiste buluşalım.. ''

NEDEN OLAY MAHALİ?
[color=teal][b]Efe, ofiste buluşalım dediğinde bir yere gideceğini kast etmişti ve Sükut bunu çok sonra fark etti. Sonuçta Sükut'un işi en az 45 dakika sürerdi. Bir de tekrar karakola dönmesi vardı. Ama Efe'nin kişisel işlerine karışılmasını sevmediği göz önüne alınırsa Sükut'un bu işi umursamaması pek de meraklandırıcı veya vefasız bir durum değildi.
Sükut boyayı bulmaya çalışırken Efe psikoloğu Ahmet bey ile randevusuna. Yani ailesinden, sevgilisinden bile sakladığı, konu bu olunca dilini yutmuşa döndüğü sırrını yinelemeye gitmişti. Bunu herkesden saklamasının nedenlerinden biriside bu çelişkinin içinde saklıydı. Fazla içine kapanıktı, bundan şikayet duymazdı fakat başına bela olabiliyordu. Bir de işin içine paranoya girince tedavi almak zorunda kalıyordu ki bunu kendi istemişti. Çünkü sürekli kendini evin içinde iyi polis-kötü polis oynarken buluyordu. Ha tabi birde sürekli sevgilisinden ' senin hayatın için senden fazla kaygılanıyorum ' gibi sözler duyması da cabasıydı.
'' Eee '' dedi yaşlı gözleriyle Efe'nin ne düşündüğünü anlamaya çalışan psikolog. '' bu sefer nasıl bir derdin var? ''
Psikolog bunu iğneleyici bir tavırla söylemişti. Çünkü Efe herhangi bir konu onu tedirgin etmedikçe randevularını ertelerdi.
'' Yeni bir dava.. henüz bu gün elime geçti ama bir kaç eksik noktası var.. ''
'' Bu koşullarda benimde sana nasihat veren yaşlı adamı mı oynamam gerekiyor? işlerim var, eğer sırf bunun için geldiysen sana yardımcı olamayacağımı söylemek isterim Efe. ''
'' Hayır hayır, biraz dertleşmeye ihtiyacım var.  ''
'' Malesef ben yakın arkadaş veya bir sırdaş da değilim. yapabileceğim bir şey yok. ''  Ahmet bey işi dışındaki konularda fazlasıyla agresifti. '' Fakat sana Serap Munro'yu önerebilirim. Aksanı biraz tuhatır fakat alışırsın '' Efe, onun ilk defa tebessüm ettiğini görmüş ve şaşırmıştı. '' Sohbet etmeyi de sever, ve sana bir kaç rahatlatıcı ilaç yazabilir. Bunu bi düşün. ''
'' Tabii. ''
  Efe durgun düşünceler ve onların tam aksine seri bir haraketle topuklarının üzerine basarak kalktı. Ahmet bey'in elindeki - Serap Munro'nun adresinin ve telefonunun yazılı olduğu - kağıdı sert ve keskin bir haraketle avcunun içine aldı. Yavaşça odadan çıktı. Bir taksi çevirdi, taksiye atladı ve karakolun adresini verdikten sonra arkasına yaslanıp düşünmeye başladı. Efe, cinayet'i çözmenin ilk ve en önemli maddelerinden birinin cinayetin sebebini öğrenmek olduğunu düşünürdü. Hatta bir gazete röportajında aynen şu sözleri sarf etmişti;
'' Cinayet'in sebebi, cinayetin kendisidir, cinayet'in kendisi, katilin fikirleri ''
Çok zekice bir cümle değildi ama 5 ay önce büyük bir başarısından sonra (Yahya Altan'ın kayboluşu) Başkomiser olacağı duyulunca bir kaç gazete onunla röportaj yapmak istemişti ve  o zaman bu cümle çok zekice gelmişti. Efe, pek kafaya takmıyordu zaten.
Sonrasında ofiste ilk düşünülücek konunun katil'in veya katillerin nasıl bunu yapabilecek  bir  zekaya ve mantık yetisine sahip olduğuydu. Eğer ortada bir psikolojik sorun varsa cinayetin sebebi bu olayda ki en bilinmez faktör oluverirdi.
Bu arada karakol'un önünde taksi durdu ve parayı verip dışarıya adımını attı. Yolda bir kaç kişiye selam verdi ve odasına çıktığında Sükut'u yemek yerken buldu.
'' ee boyayı bulabildin mi ? ''
Sükut çantasından olay yerinde buldukları guaj boyanın aynısından 3 tane çıkardı ve 2 tanesini masaya bırakıp diğerini hafif bir tebessümle Efe'ye doğru fırlattı ve sonra Efe'nin masasının üstüne olay yerinden alınan örnekleri bıraktı.
'' Kendin bak istersen ''
'' Tahmin ettiğim gibi boyalar uyuşuyor. O zaman öncelikle şu ihtimalleri gözden geçirmemiz gerekiyor; birincisi katil veya katillerimiz'in psikolojik sorunları olup olmadığı ve bunu planlı veya plansız olup olmadığını kavramamız '' bunları anlatırken aynı zamanda beyaz tahta'ya siyah bir kalemle not ediyordu..
'' Sence haklı mıyım? '' Bu soruyu cevap beklediğinden değilde sadece konuya güzel bir giriş yapmak için sormuştu, Sükut'ta bunu fark etmişti ama yinede kafasını sallayarak ' Evet ' dedi.
Efe, cebinden cep telefonunu çıkardı ve çizikleri incelemesi için Sükut'a uzattı.
'' Bunları sende fark etmiş miydin? ''
'' hayır ama aynı duvarda ki boyalara benziyorlar ''
'' Haklısın ve tahmin ikisi de ne tarafta?.. ikisi de sol tarafta. bunun bir raslantı olabileceğini aklımızdan çıkarmayalım fakat kasten yapılmış gibiler.. '' dedi Efe, ve söze '' Şunu söylemeliyim ki eğer planlı bir cinayetse o boya izlerinin cinayetimizle pek alakalı olduğunu sanmam. Çünkü gelişi güzel, anlık bir düşünceyle yapılmış gibi ve belirli bir kurala bağlı kalınmadığı çok belli. İkisini benzetmemizin tek sebebi aynı zihinden ve el yapısından çıkmış olduğunu düşünüyorum. '' diye devam etti: '' bu yüzden cinayetimizin bu boyayla ilgili olabileceği kadar ilgili olamayacağına da bilmeliyiz. Bu yüzden ailesi ile konuşurken boyaları bir kenara bırakalım. ''
Sükut tekrar başını salladı..  Efe konuşmaya devam ediyordu:
'' Bence bu günlük bu kadar tahmin ve iş yeter. Yarın sen maktülün ailesi ile görüş ve bir kaç şey öğrenmeye bak Sükut. Benimde bir kaç işim var onları halledeyim. Bu arada  cevabının bizi kesinlikle sonuca götüreceğini düşündüğüm bir sorum var;
'' Katil neden resim boyalarıyla ilgilenmek için olay mahalini seçti? ''
Ara
Cevapla

#2
Foruma yeni bir yazar gelmiş anlaşılan.  Smile Oldukça başarılı buldum; akıcı bir anlatım, okurken sıkılmadım. Merak bu tür kitaplarda önemli ve bu duyguyu yakalamışsın. Devamını bekliyorum.
Cevapla

#3
(05.11.2013, Saat: 03:48)Artemis link Adlı Kullanıcıdan Alıntı: Foruma yeni bir yazar gelmiş anlaşılan.  Smile Oldukça başarılı buldum; akıcı bir anlatım, okurken sıkılmadım. Merak bu tür kitaplarda önemli ve bu duyguyu yakalamışsın. Devamını bekliyorum.

çok teşekkür ederim Smile
Ara
Cevapla

#4
Güzel dostum,devam Wink
Ara
Cevapla

#5
(05.11.2013, Saat: 05:44)Lorkhan link Adlı Kullanıcıdan Alıntı: Güzel dostum,devam Wink

teşekkürler Smile
Ara
Cevapla

#6
Okuyan ve yorumlayan herkese şimdiden teşekkürler sir
Hayat'ın durgun olduğu vakitlerde sonbahar baş gösterirdi. Öyle zamanların birinde hava hafif yağmurluyken Efe, sabah alarmının caydırıcı sesiyle uyandı. Sopalarla dayak yer insan, her tarafı şişer. Zihnine baskı uygulanır insansın, düşüncelerden cayar. Hatta sadece yorulabilir ve vücudu halsizleşir insanın. Ama Efe'nin hissettiği bunların hiç biri değildi. Efe daha önce hissetmediği duyguların yükünü taşıyordu. Yorgunluğu düşüncelerine baskı uyguluyor, bu da tabi ki haraketlerini kısıtlamaktan başka işe yaramıyordu.  Efe gerçekten berbat bir haldeydi. Bir de tabi ki iş hayatı ve sevgilisi vardı. SEVGİLİSİ! bu gün onunla buluşması gerekti ama hatırlayamamıştı.Bu yüzden bütün işleri Sükut'a yüklemişti. Hemen aynanın karşısına geçti yüzünü yıkadı ve üstünü değiştirmeden yüzüne bir göz attı. ' Yirmi Sekiz yaşında ki bir insan ne kadar hissiz gözükebilir? ' Sorusunun cevabı gibiydi. Gri gözlerinin içinde duygu kırıntısı yoktu. Kumral saçlarının diplerinde  ki beyazlar açıkça görülüyordu; bu ailesinden geçen genetik özelliklerden biriydi. Sakallarını kesmeye başladı. Aslında biraz  da olsa cildini dinlendirmeyi tercih ederdi ama uyması gereken kurallar vardı. İki seneye polisliği bırakmayı düşünüyordu Efe. Çekilcek gibi bir iş değildi ve Efe hayli hayli bir dedektiflik bürosu açabilirdi. ' Belki o zaman sakallarımı uzatırım ' diye  düşünüyordu.
  Aynı sıralar Sükut çoktan evden çıkmış büroya uğrayıp gerekli bilgileri aldıktan sonra Hazal'ın evinin yolunu tutmuştu.  Ev şehrin baya dışında, sessiz sakin bir yerdeydi. Bahçesinin girişinde    sizi eve yönlendiren taş döşeli uzun bir yol vardı. Sükut o yol üzerinden eve doğru ilerlerken yolla paralel olarak devam eden çiçeklerle süslenmiş olan çimleri fark etti. Çok güzel gözüküyorlardı.  Bir emeklinin, hayatının son yıllarını geçirmek isteyeceği cinsten bir evdi bu. Sükut yavaça kapıyı çaldı. Ve kapıyı beklediği gibi 60-70 yaşlarında kısa boylu, gözlüklü bir kadın açtı. Hazal'ın annesi; Ayşen Çağlar.. Ufak göz bebekleri her şeyde bir kusur ararcasına küstah bir şekilde Sükut'u süzüyordu. Belki de bu sadece alışkanlığıydı, çünkü çok masum biri gibi gözüküyordu. Hazal'ın babası ise yıllar önce bir trafik kazasında ölmüştü.
'' Kimsiniz? '' Ayşen'in sesi fazla yorgundu, hayatının bitişindeki ruh hali ve hayatının bitimine az kalmış bedeni ile dolaşıyordu sanki..
Sükut rozetini gösterdi ve sakin bir ses tonuyla ' kızınız ile ilgili konuşmaya geldim, içeriye    girebilir miyim..? teşekkürler.. '
  Ev yine bahçe gibiydi : Bir emeklinin, hayatının son yıllarını geçirmek isteyeceği cinsten.  Ev oldukça sade bir şekilde döşenmişti ama duvarlarda ki soyut resim çalışmaları insanın gözüne sokuluyor gibiydi. Girişte ufak, gümüş sapları olan ahşaptan bir askı duruyordu. Onun hemen yan  tarafında ki duvarda bir ayna vardı ve karşı duvarda aynayla paralel bir resim vardı; Van gogh'un 'sunflowers and swirly stars' isimli eseri.. Aslında Sükut bu resimleri olağan bulmuştu çünkü Hazal'ın babasının hatrı sayılır bir galericilik geçmişi vardı. Ama Sükut o sırada resimleri olayla bağdaştıramadı...
'' Öncelikle söylemliyim çok vaktinizi almıycam ve; benim işim bitince memur arkadaşlar gelip yazılı ifadenizi almak için sizi karakola kadar götürecekler.. ''
'' Kızınızı son zamanlarda rahatsız eden birileri veya olaylar var mıydı? ''
'' Hayır, kızım kendi halinde biriydi. Hatta bazen asosyalliğinden şikayet ederdi, arkadaşlarıyla  çok nadir bir yerlere giderdi ''
'' Anladım. Peki sevgilisi var mıydı? ''
'' Bildiğim kadarıyla hayır, varsa da bana söylemiyordu. ''
'' Şimdilik teşekkürler. Ben memur arkadaşları alıyorum sizi gelip alıcaklar. ''
'' Ben teşekkür ederim kızım ''
Sükut karakola döndüğünde Efe, henüz evden yeni çıkmış Beyza'nın yanına gidiyordu. Beyza'nın neler düşündüğü bilemezdi ama Efe bu ilişkiyi bitirmenin peşindeydi. Ona duyduğu hisler sevgi dedikleri şeye pekte benzemiyordu açıkçası. Efe sadece Beyza'ya alışkanlık besliyordu. Bunun sebebininde onunla fazla vakit geçirip bir dönem onu sevmesiyle ilgili olduğundan da emindi neredeyse. Ona açık bir dille bunları söylemenin vakti gelmişti, sözleştikleri kafeye adımını attığında saat 12'yi biraz geçiyor olmalıydı. Mekan sadeydi ama herkesin yüzünde ' zenginim ama burjuvanın takıldığı mekanlara bakayım dedim. ' ifadesi gizliydi sanki. Efe, Beyza'yı gördü. Dar sayılabilecek bir kot, ışıltılı bir kemer ve beyaz bir bluz vardı üzerinde. Beyza'nın ' Merhaba ' bile demesine izin vermeyerek masaya oturdu ve konuşmaya başladı.
'' Bak Beyza ben bunu yürütmek istemiyorum, daha ileri gidip daha büyük pişmanlıklara sahip olalım istemiyorum, hayatımızı lekeleyelip istemiyorum,  daha fazla birbirimizi seviyomuş  gibi    rol yapmamızı istemiyorum, zamanımızı boşa harcayalım istemiyorum, sürekli birbirimizi tereddütte bırakan anılara bir yenisi daha ekleyelim istemiyorum, ben bencil ve kendinden    başka bir tek parayı ve itibarı düşünen, babasının gölgesine göre haraket eden bir kız arkadaş istemiyorum.. ''
Efe, ard arda saydırmaya devam ediyor Beyza'nın gururuna bir kaç damla şikayet bırakıyordu. Beyza'nın yüz ifadesi ise burdaki diğer insanlarınkinde farklı değildi bile.
'' Ben senin yaptığın davranışların düşüncelerimi zedelemesini istemiyorum, sürekli yeni sorunlar edinmek istemiyorum, yaşadığım hayatın bir hiçlikten ibaret olduğunu düşünüp tekrar eski  halime dönmek istemiyorum! ''
Son cümle can alıcı bir noktaya basmıştı ' eski halime dönmek istemiyorum.. ' Beyza'nın göz bebekleri büyüdü ve anıları canlandı gözünün önünde, ' eski.. ' Belki Efe müsade etse olay çok farklı ilerleyebilirdi. Herkes bazı şeylerin farkında varabilirdi ama Efe konuştukça daha fazla sinirlenmişti. Ve son cümlesi de izin beklemeden dudaklarının arasından kayıverdi;
'' Beyza. Ben, seni istemiyorum ''
Ara
Cevapla



Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Homunculus Hikayesi - 2. Bölüm Qahnaariin 35 2,847 04.08.2014, Saat: 10:47
Son Yorum: Sarhi