Üye değil misiniz? Hemen kaydolun!
Üyelik Aç  


Konuyu Okuyanlar:
1 Ziyaretçi

 
Skyrim Karakterinizi Tanıtın

#1
Türkçe yamanın etkisi olsun, yeni kazanılmış oyuncular olsun bu sıralar ESO'nun heyecanı geçince sanki Skyrim yeniden biraz gündeme geldi gibi... Eee Oyun tamamen Türkçe de oldu. Evet, Skyrimciler, tanıtın bakalım karakterlerinizi... Cheesy

NOT: Yalnız karakterinizi anlatırken bir biyografi yazıyormuş gibi anlatırsanız sevinirim. Şu skill'i kullanır, şu itemleri kullanır falan filan kısmına çok girmeyin. Daha genel bahsedin... Yaptığı işi söyleseniz yeter biz kullandığı itemleri ve skilleri tahmin ederiz zaten Cheesy

resim

Benim adım Selvia, Selvia Aerius. Cyrodiil'in Great War'dan sonraki durumunu göze alırsak zengin sayılabilecek bir Imperial tüccarın kızıyım. Cyrodiil'in Kvatch kentinde dünyaya merhaba dedim. İyi bir aile ortamında yetiştim. İyi bir eğitim aldım. Zeki sayılırım, en azından öyle derler. Elim yüzüm de düzgün. Yeşil gözlü, uzun saçlı bir kadınım. Oh pardon, uzun saçlıydım, artık değil. Çok dikkat çeken bir görünümüm yok. İnsanlar da varlığımdan memnundurlar. Yani sanırım... Çevremdekiler bir tek biraz soğukkanlı davranıyorum diye şikayetçi olurlar. Ben öyle düşünmüyorum ama insanlar öyle söylüyor. Çok tanınan değil ama sevilen birisiyimdir. Böyle de söyleyince kendimi övüyormuşum gibi oldu fakat hiç huyum değildir. Yanlış anlamayın.

Neyse benden çok konuştum. Biraz da ailemden bahsedeyim. Babamın ismi Martin. Hayır, hayır, o Martin değil. Sadece isim benzerliği. Babam ticaretten anlayan bir adam. Nasıl para kazanacağını bilir. Çok sayıda bağlantısı vardır Cyrodiil çevresinde. Başına ne gelse aç kalmaz, bir şekilde toparlanır diyeceğiniz insanlardan. İyi bir baba. İyi de bir insan. Dürüst bir tüccar. Her baba gibi de kızına âşık. Annemin ismi ise Adrianne. Sakin bir hayat süren ev hanımı. Cyrodiil’de görebileceğiniz tipik bir Imperial. Fakat benim tipik Imperial’ım. Onun sevgisiyle büyüdüm, onun öğretileriyle şekillendim. Cümlelerimden de anlaşıldığı gibi ailemi bayağı seviyorum ve onlara bayağı bağlıyım.

Hiç Cyrodiil’in dışında bulunmadım. Cyrodiil’in bile her yerini gördüğüm söylenemez. Genelde zamanımı evde kitap okuyarak ve ya Sutch bölgesinde okçuluk çalışarak geçiriyorum. Okçuluk dedim diye bir şey sanmayın. Öyle profesyonel falan değilim ama attığını vururum. Avlanacak kadar yeteneğim var bir okçu olarak. E tabii bir Imperial olarak ister istemez insanın eli de kılıç tutuyor. Aslında ben küçüklüğümden beri erkek oyunlarıyla büyümüşüm. O zaman da tahta kılıçlarla oynadığımı hatırlıyorum. Geçen yıllarda bir süre boyunca köyümüzdeki Gavvus adındaki, orta yaşlarında, eski bir maceracıdan bir adamdan kılıç ve ok adına dersler aldım. Bu beni kendimi savunma açısından baya geliştirdi. Fakat öyle asker olmakta, savaşa gitmekte falan hiç gözüm yok. Kimsenin politikası için ölmeye hevesli değilim açıkçası. Peki, nereden mi geliyor bu merak? Savaş... İstediğin kadar kaçsan da, o seni bulur ve kapını çalar. Great War’ı görmemiş olabilirim. Fakat içinde bulunduğumuz evrende savaş doğal bir parça. Bir daha böyle bir şey olacak olursa ki olacaktır. Böyle bir felaketi atlatmak isterim. Hayatta kalmak isterim. İşte bu yüzden silahlara meraklıyım. Bir gün mecbur kalırsam kendimi koruyabilmek için…

Şimdiye kadar anlattıklarım hep tozpembe hikâyelerdi. Ne yazık ki hep böyle devam etmedi.  Sun's Height’in son günlerini yaşıyorduk. Komşu diyardaki yeni savaş haberleri ise ağızdan ağza yayılıyordu. İmparatorluk ise bütün dikkatini kuzeye doğru yöneltmişti. Yeni bir savaş dönemi yaklaşıyordu. Bir demirci için iyi fakat üst sınıflara hitap edecek şekilde ev malzemeleri satan bir tüccar için kötü bir dönemdi. Zengin aileler evlerini süsleme telaşı içerisinde değil, güvenliklerini arttırma telaşı içerisindelerdi. Demircilere, kiralıklara ve bazı tüccarlara yüz güldürecek bir durum olsa da bizim aile için pek güzel bir dönem sayılmazdı. Babamın işleri zayıflamaya başlamıştı. Her akşam yarını düşünerek eve döndüğünden bahsediyordu.

İşler gün geçtikçe kötüye gidiyor. Bazı günler babam dükkânı açmaya bile gitmiyordu. Bir gün beklenen oldu ve babam dükkânına kilidi koydu. Artık bütün gün evde kara kara düşünüyordu. Elde kalan onca malın borcunu çıkaramayan adam ise bir süre sonra dükkânını satmak zorunda kaldı.
Sokaklara düşmedik tabii. Hala başımızı sokacak bir çatı ve kilerimizde dolusuyla erzak ve döküm mevcut. Babam ileri görüşlü bir insandır. O yüzden zamanında gerekli önlemleri alması bizi bu zor günlerde ayakta tutan şey oldu.  Annem ise bir süre sonra ekonomik durumlara yardımcı olmak için evde yaptığı küçük kilden eşyaları satmaya başladı. Babam ise bir süre sonra her gün Skingrad kasabasına gitmeye başladı. Kendisine orada bir iş bulmayı ümit ediyordu. Belki bir tüccarın yanına yardımcı olarak yerleşirdi. Bir şeyler yapmalıydık. Sonuçta kilerdeki erzaklar sonsuza kadar bizi doyurmayacaktı. Her şey yiyecekten de ibaret değil. Bir evin ve insanlarının çok çeşitli harcamaları olabiliyor.

Sonunda birikmişler tükenecek ve kil vazoların ise pek de karın doyurduğu söylenemez. Ben de bu ailenin bir parçasıyım ve bir şeyler yapmak, duruma yardımcı olmak istiyordum. Okuduğum o kitaplardaki kahramanlar gibi beklenmedik bir yol bulur ve belki günü kurtarırdım. Kim bilir? Tabii kitaplardaki kadar kolay olmuyor bu işler. Fırsat ayağına gelmiyor. Senin ona gitmen gerek.

Bir gün fırsat avı için babam ile Skingrad'da gittim. Gün boyunca o tüccardan bu tüccara iş aramak için dolaştık. Ben de belki iş bulurum diye ümitleniyordum. Tüm gün çevremi gözledim. Etraftaki konuşmaları dinledim. Belki bir şeyler yakalarım diye…  Akşam tekrar eve geldiğimizde bütün gün yaptıklarımızı, o iğrenç tüccarları anneme anlattım. Gece olduğunda ise yatmadan önce yastığımı yatağımın başlığına yasladım, arkama yaslandım ve düşünmeye başladım. Bu gün neye faydam oldu? Ne işe yaradım diye düşünüyordum. Hiçbir işe yaramadığımı fark edince ise moralim bozuldu. Babamla gitmek yerine annemle kil işlerine yardım etsem hiç yoktan iyiydi.
Skingrad’daki o tüccarlar o kadar kendinden emin ve egoist duruyorlardı ki… Eski durumumuzu anlatıp iş için geldiğimizi söylediğimizde o suratlarında oluşan ifade. İnsanın kendi ırkından utanmasına neden oluyor. Aşağılayıcı bakışları sanki içime işliyordu. Onları böyle yapan ise sadece ellerindeki malları ve zenginlikleriydi. Babam hiç böyle birisi değildi. Hem de hiç. İnsanların suratındaki o bakışı her gördüğümde bütün mallarını ellerinden alasım, dükkânlarını başlarına yıkasım geliyordu. İşte tam da o an kafamda bir şey belirdi. Evet, kötü bir şey. Yapmamam gereken bir şey. Eğer yaparsam beni hayatım boyunca etkileyecek bir şey.

Ertesi sabah kafamda kötü fikirler vardı. Hem de çok kötü fikirler. O gün babamla birlikte yine Skingrad’da gittim. Fakat bu sefer daha farklı fırsatlar gözlemliyordum. Artık iş aramıyordum. İşi bulmuştum sadece işi nasıl yapacağımı anlamaya çalışıyordum. Girdiğimiz dükkânlardaki kapanmayan bozuk pencereler, gevşek kilitler gibi birçok şeyi kafama not aldım gün boyunca. Akşam eve geldiğim kafamda bazı şeyleri planlamıştım bile. Bazı dükkânlar uygun zamanlama, çeviklik, bolca cesaret ve biraz da şans ile kimse fark etmeden girileceğim şekildeydi. Sadece bir tek bir sorun kalmıştı. O da kendimi buna ikna etmek. Gerçekten yapacak mıydım? Yani hırsızlık? Böyle mi olacaktı? Gece uzun bir süre yatağından tavanı izledim. Gece boyunca düşünerek bir şekilde kendimi ikna ettim. Peki, bu yolda gitmeye başlarsam ileride daha farklı birisi mi olacaktım? Benliğimi ve kişiliğimi kaybetmek istemiyordum. Hepsinden önemlisi ailemi kaybetmek istemiyordum. Eğer yapacağım şey ortaya çıkarsa onların gözünde eskisi gibi olmayabilirdim. Nasıl yüzlerine bakardım?

Ertesi sabah babama eşlik etmedim. Kafamda bin bir türlü soru işareti ile bütün gün evde dolandım. Daha fazla plan yaptım. Kendimi daha fazla ikna ettim. Cesaretimi toplamaya çalıştım. Kafamdaki bütün sorulara cevap bulamasam da o dükkânları elden geçirmeyi bir şekilde koymuştum kafaya. Hem kendim hem de ailemin geleceği için. Gece yine kafamda sorular ile uykuya daldım. 

Ertesi gün büyük gün idi. Günlerden Sundas. Babam evde olacaktı. Babamın iş arama mevzusu o kadar rutin olmuştu ki Sundas günü tatil bile yapıyordu. Skingrad'da ki belirlediğim dükkânlardan bazıları akşam saatlerinde içeri sızmak için uygundu. Zaten bu gün çoğu dükkân erken kapanacaktı. Çok geceye kalmadan işimi halledip, Kvatch'a geri dönmeyi planlıyordum. Aileme ok atmaya gittiğimi söyleyerek Kvatch'tan ayrıldım ve yola koyuldum.

O akşam bazı dükkânlara girmeyi başardım. Az çok bir şeyler topladım. Eğer yanılmıyorsam kimsenin ruhu bile duymadı. Sandığımdan kolay kolay olmuştu aslında. Zafer ve suçluluk duygusunun karışımı ile ortaya çıkan yeni soru işaretleri ile eve döndüm. Bizimkilere yorgun olduğumu söyleyerek çok vakit kaybetmeden odama çıktım ve çaldıklarımı odamda yatağın altında duran boş çuvallardan birisine sakladım ve yatağıma uzandım. Ne kadar pişmanlık duysam da yaptığım işte başarılı olduğum ve kayda değer bir meblağ ele geçirdiğim de göz ardı edilemezdi. Profesyonel suçluların tabiriyle şimdi bir de bunları “okutma” derdi vardı. Aslında asıl zor kısım buydu. Ne bir bağlantım var ne de başka bir şey.  Yine kafamdaki sorularla savaşarak uykusuz bir gece geçirdim fakat bir şekilde kendimi devam etmeye ikna ettim. Ne de olsa ailemi içinde bulunduğumuz durumdan kurtarmak için devam etmek zorundaydım.

Çaldığım şeyler büyük değildi. Küçük ve değerli görünen malları çalmaya çalışmıştım. Bunları paraya çevirme işini ise sonra erteledim, önce kafamda daha fazla çalmak vardı. Yeteri kadar malzeme ele geçirince hepsini tek seferde elden çıkaracak ve bu işi tamamen bırakacaktım. Tabii bir de ailem bu para nerden diye sorduğunda cevaplaması var. Bir süre sonra benim işler rutine bağlanmaya başladı. Hafta içleri babam ile gidip gözlem yapıyor. Hafta sonu ise okçuluk bahanesi ile evden çıkıp Skingrad'da soygun yapıyordum. Bu bir süre böyle devam etti. Girdiğim dükkânlardan tüccarların "Nasıl olsa yarın yine buradayız." diye bıraktıkları septim keselerini ve küçük değerli şeyleri alıyordum. Hatta yavaş yavaş çaldıklarımı elden çıkarmaya bile başlamıştım. Topladığı şeyleri bazen uygun bir günde "Imperial City"'de azar azar satıyordum. Bir süre sonra belli bir meblağa septim geçmişti elime. Fakat henüz bu parayı aileme nasıl bir yalan ile vereceğimi düşünmemiştim.

Skingrad'lı tüccarlar ise bir süre sonra durumu fark etmeye başlamış. Çevrede bir hırsızın olduğu çoktan herkesin kulağına yayılmış bile. Benim ise biraz daha devam edersem enseleneceğimden haberim bile yoktu. Yine bir Sundas günü iş üzerindeyim. Sessizce dükkanda dolaşıyor, çekmecelere ve torbalara bakıyordum. Tam o sırada camın önünde bir hareket hissettim. Camdan içeriye bakmaya çalışan birisini fark eder gibi oldum. Hemen saklandım, elimle nefesimi kapadım ve hiç ses çıkartmamaya çalıştım. Kimse içeriye girmedi, dışarıdaki hareket de bir süre sonra kesildi. Çevrenin güvenliğinden emin olmak için biraz dükkânda saklandım ve sonra sessizce çıkıp direk evin yolunu tuttum. Bu günlük bu kadar aksiyon fazlaydı bile.

Bir sonraki hafta yine bir Sundas günü Skingrad'dan eve dönüyordum. Eve yaklaştığımda evin önünde bir kalabalık fark ettim. İnsanlar içeriye bakmaya çalışıyordu. Hemen koştum tam kapıdan içeriye girecektim ki kalabalıktan yaşlı bir Nord son anda beni yakaladı:
Ylgyne: Dur! Bekle! Ne yapıyorsun?
Selvia: Bırak beni!
Ylgyne: Sakin ol Selvia. Benim komşunuz Ylgyne.
Selvia: Ne oluyor burada? Neden toplandınız? Aileme bir şey mi oldu?
Ylgyne: İçeriye iki tane iri yarı adam girdi. Paralı askere benziyorlardı. Bir süre sonra kavga sesleri duymaya başladık. Biz de o yüzden toplandık. Sonra gürültü kesildi. İçeriden bazı konuşmalar geliyor ama anlaşılmıyor.
Selvia: Ne diyorsunuz? Neden bir şey yapmadınız?
Ylgyne: Biz bir avuç köylüyüz. Ne yapmamızı bekliyorsun. Fakat merak etme Imperial City’ye bir ulak gönderdik. Umarım en kısa zamanda gelirler. Sen de en iyisi bizimle bekle.
Selvia: Hayır. Annem ve babam içerideyken ben burada duramam.
Ylgyne: Ama içeriye giremezsin çok tehlikeli.
Selvia: Umurumda değil.
Ön kapıdan içeriye girmeyecek kadar kafam çalışıyordu. Arkadaki mutfak penceresinden sessizce içeriye girdim. Sessizce oturma odasına geçtim. Saklandım ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.  Adamlar bizimkileri yerlerde tekmeleyerek dövüyordu ve bir şeyler soruyordu. Okçuluk bahanesiyle soyguna gittiğim için yay ve okum yanımdaydı. Elime yayıma aldım. O adamları ne kadar oracıkta vurmak istesem de birisini canını alabileceğimi düşünmüyordum. Başta adamların haydut olduklarını ve evi yağmalamaya çalıştıklarını düşündüm. Konuşmaları duyabileceği bir mesafeye kadar sessizce yaklaştım ve dinlemeye başladım:

Paralı Asker 1: Kız nerede? Malları nereye sakladınız?
Martin: Neden bahsettiğinizi bilmiyorum. Ne istiyorsunuz?
Paralı Asker 1: Bilmiyormuş gibi davranmayı bırakın artık. Kız nerede?
Paralı Asker 2: Belki gerçekten bilmiyorlardır? Belki kız ailesinden gizli çalışıyordur.
Paralı Asker 1: Hımmm… Bilemiyorum. Sanmıyorum ama haklı da olabilirsin.
Paralı Asker 1: Adam, Martin miydi adın neydi... Kızının ne yaptığını biliyor musun? Geçen hafta Skingrad’daki dükkanlardan birisi soyulmuş. Dükkân sahibi hırsızı görmüş ama müdehale etmemiş. İşini bitirip dükkandan çıktığında da evine kadar takip etmiş. Sonra da o adam bizi kiraladı. Sizin hırsız kızınızı ve malları bulmamış için. Şimdi tekrar soruyorum. Kız nerede?

O anda kafama dank etti. Geçen hafta camın önünde gerçekten birisi varmış, beni görmüş ve evime kadar takip etmiş. Aileme iyilik yapmak isterken tam aksine onları daha da kötü bir durumun içine düşürmüştüm.

Adam bir yandan benim nerede olduğunu soruyor ve babamı gittikçe daha da sert tekmeliyordu. O anlık öfke ile birden haykırarak saklandığım yerden fırladım ve yayımı gerip adamlara doğrulttum. Hazırlıksız yakalanmışlardı. Hissettikleri korku gözlerinden okunuyordu.  Oku suratına tutuyordum. Bıraksam tam da gözünün içine saplanacak. Hiçbir şey demiyordum. Duyulan tek şey benim hızla nefes alıp verişimdi. Adamlar bana sakin olmamı söyleyerek yavaş ve geriye doğru giden adımlarla evi terk ettiler. Yayımı indirip anne ve babamın yanına koştum. Dışarıdaki kalabalıktan insanlar ne olduğunu öğrenmek için içeriye gireceklerdi ki kapı açıldığında dönüp onlara bağırmaya başladım. Ben gelesiye kadar bütün olanları sadece izledikleri için onlara sinirliydim. Def olup gitmelerini söyledim. Babam beni sakinleştirmeye çalıştı. Annem ise kalabalığı dağıtmak için dışarıya çıktı.

O akşam aileme bir cevap borçluydum. Onların yaraları ile ilgilenirken bir yandan bütün olup biteni anlatmaya başladım. Çok şaşırdılar. Yaptıklarım için utanç duydular büyük ihtimalle ama bana bir şey söylemediler, üzerime gelmediler, sanırım daha fazla üzülmemi istemediler. İçinde bulunduğumuz durum nasihat vermek ve ya kızıp, bağırıp, çağırmak için pek de uygun değildi. Bir an önce bu durum hakkında bir şey yapılması gerekiyordu. Gönderdiği kiralıklar ile sorunu gayri resmi çözemediğini anlayan tüccar kısa bir süre sonra evin kapısına yanında İmparatorluk askerleri ile suçlama için dayanacaktı. Ben ise Imperial City zindanlarını boylayacaktım. Sadece bir tanesi değil. Yaptığım onca soygun ortaya çıkacaktı.

Ertesi sabah babam hemen çevredeki son haberleri öğrenebilmek için Skingrad'da ki eski ve sağdık bağlantıları ile iletişime geçti. Akşamüstü eve bazı haberler geldi. Gelen haberlere göre tüccar zaman kaybetmeden bana ve aileme karşı suçlamada bulunmak için soluğu Imperial City'de almış. Ertesi gün kapıya dayanacak askerler kaçınılmaz görünüyordu.

İlk iş olarak çalıntı paralar ve diğer değerli 3-5 parça şeyden kurtulmak gerekiyordu. Bir süre ne yapabileceğimizi düşündük. Onca parayı öylece atası da yoktu kimsenin fakat saklayacak bir yer de yoktu pek. Kanıt olarak gösterilemeyecek kadar küçük bir miktar parayı bir kenara koyduk. Babam bu parayı saklamanın ne kadar yanlış olduğunu bilse de bir o kadar da o paraya ihtiyacımız olduğunu biliyordu. O yüzden küçük bir miktarı elimizde tutmamızı onayladı. Geri kalanlardan ise nehir yolu ile kurtulduk. Bütün uğraşlarım gerçek anlamıyla suya düşmüştü.

Kanıtların yok edilmesi ailemin paçasını kurtarmıştı. Kızlarının soygun yaptığından haberleri olmadığını söyleyerek durumu kurtarabilirlerdi. Peki ya ben? Tüccar benim yüzünü biliyordu. Ortada kanıt olmasa da beni soygun sırasında gören birisi vardı ortada. Benim için tek bir çıkış yolu vardı. O da kaçmak. Ne kadar kabullenmek istemesek de hepimiz bunun farkındaydık.

Yapılması gereken belliydi. Ne kadar istemesem de ailemden uzaklaşmak zorundaydım. O akşam duygulu bir akşam oldu. Uzun uzun konuştuk. Kafa kafaya verip benim için kaçış rotaları planladık. Bir yandan da yolculuk için hazırlandım. Tüm gece ayakta kaldık. Gündüz vakti askerler kapıya dayanmış olurdu. Onlardan önce şafak vakti yola koyulmalıydım.

Gitme vakti yaklaşıyordu. Son hazırlıklarımı yapıyordum. Daha önce söyledim mi bilmiyorum ama uzun saçlarım vardı. Hem farklı görünmem için hem de bu uzun yolculuğunda kolaylık olması için biraz saçımı kestik. Evet, ağladım. Zaten ağlıyordum. Saçım da kesilince iyice ağladım. Evden çıkmadan önce ise avcı gibi giyindim ki yollarda dikkat çekmeyeyim diye. Şafağın ilk ışıkları pencereden vuruyordu içeriye, anne ve babama son kez sarıldım. Uzun bir süre geri gelemeyecektim. Belki hiç gelmeyecektim.

Yeni bir hayat, yeni bir dünya bekliyordu beni. Her şey planlandığım gibi giderse, tamamen özgür olacağım yeni bir hayat. Yeni, özgür ama eskisi kadar güvenli olmayan bir hayat, tek başıma geçireceğim bir hayat. Belki de geri döndüğümde, o okuduğum kitaplardaki kahramanlarınki gibi efsanevi hikâyelerim olacaktı anlatacak. Belki de zavallının birisi olacaktım. Kafamda yine soru işaretleri ile yola çıktım. Bu sefer ailemden uzak ve tek başıma yaşamak zorunda olduğum kendi geleceğim hakkında düşünüyordum. Sırtımda yayım, 10 adet kadar okum, cep harçlığım ve biraz erzakım ile Bruma'ya doğru yola koyuldum.

Bir gece Bruma'da bir handa konakladım. Sabah yola devam edecektim. Gitmeden önce kendime Cyrodiil’i ve ailemi hatırlatması için bir şeyler almak istedim. Sabah Bruma'da biraz dolandım. Dükkânlara baktım. Hatıra olması için bir kaç ıvır zıvır, bir tane kitap ve yeni yolculuğumda moralimi yüksek tutabilmek için savaş boyası aldı. Hep istemişimdir savaş boyası yapmayı.

Bruma’dan ayrılma vakti gelmişti. Eşyalarımı almak için hana dönerken küçük bir sokakta, açıkta dövme yapan bir adama rastladım. İşini bilen birisine benziyordu. Birisinin sırtına dövme yapıyordu. Eliyle boyayı sırtına rastgele sürüyor ve büyü ile derisine işleyip, şekil veriyordu. Büyüleyici görünüyordu. İşini bitiresiye kadar onu hayranlık ileizledim. Çok zaman geçmeden dövmeyi tamamladı, ücretini alıp müşterisini yolladı. Daha sonra beni fark etti ve el işareti ile yanına çağırdı. İlk başta biraz utandım. Yavaşça adamın yanına gittim ve yanındaki tabureye oturdum. Hiç ses çıkarmıyordum.

Dövmeci: Eee? Sana dövme yapmamı ister misin?
Selvia: Bunu karşılayacak param yok.
Dövmeci: Sana paradan bahseden oldu mu ki? Sadece dövme ister misin diye sordum.
Selvia: Hem de çok isterim.
Dövmeci: Tamam o zaman uzat kolunu
Selvia: Ama…
Dövmeci: Merak etme, benden.

Adam bana nasıl bir dövme istediğimi sordu. Kafamda hiçbir fikir yoktu. Ben de adama güvenerek kolumda istediği çalışmayı yapmasını söyledim. Koluma bir çeşit tribal yapıyordu. Anlamsız karalamalardan oluşan şekiller vardı sadece. Gerçekten tamamen anlamsız duruyordu ama yine de bana çok güzel görünmüştü. Anlamsız olması daha iyi idi aslında. Başıma gelenlerden sonra pek de bir şeylere anlam yükleyecek bir ruh halinde değildim. Güzel bir değişlik olmuştu benim için. Dövme bittikten sonra adama teşekkür ettim. O da bana gülümsedi ve oradan ayrıldım.

Dövme tamamlandıktan sonra hemen hana gittim. Orada bıraktığım bir kaç eşyasımı alıp kasabadan ayrıldım ve kuzeye doğru ilerlemeye başladım. Kafamda yine soru işaretleri vardı. Geride bıraktığım aileme ne olacaktı? Bana ne olacaktı? Hayatımda yeni bir sayfa açıyordum. Bu yeni hayatı aynı bir oyun hamuru gibi şekillendirmek benim elimdeydi. Fakat oyun hamurlarına her zaman istediğin şekli veremezsin.

Yavaş yavaş yürüyordum hafiften soğumaya başlayan havada, kuzeye doğru, sınırın diğer ucuna, Skyrim'e gitmek için...
Ara
Cevapla

#2
İsmim: Size söyleyemeceğim kadar saklı

        Breton'um. Cyrodill'de doğdum.Küçük bir çocukken ailem ile Skyrim'e göç ettik.Ailem Talos'a tapma sebebiyle Thalmor tarafından kılıçtan geçirildi.O sırada 14 yaşındaydım, benim için büyük bir travma oldu.
-Buradan sonrasını hatırlamıyorum.

      Vampir mağarasında uyandığımı hatırlıyorum.Fakat hayır, o ben değildim.Soğuktum,kan hazzı duyuyordum.Öldürme isteği bedenimi kaplıyordu.Mağaradakiler beni bir dost gibi karşılıyordu.Mağaradan çıktığım an bir et yığınıyla karşılaştım.Yürüyen,iki ayaklı,silahsız bir kan havuzu.Sonra,öldürdüm.Evet,sadece bunu yaptım.Hayattan bezmiş,değer verdiği insanları olmayan ve tüm insanların kökünü kurutmak isteyen bir vampirdim.İnsanların Mundus'u kirlettiklerini düşünüyordum.Önce herkesi öldürüp,sonra kendimi bıçaklayıp kara boşluğa gönderecektim.Şimdi bakınca ne kadar saçma bir fikir gibi geliyor.Şimdiki öldürme ile ilgili değil,yönetme ile alakalı...

      Vampir oluşumdan çok uzun olmayan bir süre sonra Dark Brotherhood tarafından kaçırılıp, tehdit edildim.Fakat güzel bir teklifte aldım,onlara katılma,ruhunu kara boşluğa satma teklifi...

      Buradaki yoldaşlarıma okadar bağlanmıştım ki, tüm insanları öldürme isteğim yavaş yavaş yok oldu...İhanetin acısını ilk kez tadana kadar.Yoldaşlarımdan biri, hayır pisliğin teki bizi imparatorluğa verdi.Yine ve yine birçok arkadaşım imparatorluk tarafından kılıçtan geçirildi.Tapınağımız yok oldu,hayır yakıldı!Gece Ana'nın beni kutsaması sayesinde kurtuldum.
-Sağ kalan arkadaşlarımla birlikte Dawnstar tapınağına sığındık...

      Daha sonraları,öldürme hazzımı kaybettim.Fakat,bir amacım vardı.Skyrim'den başlıyarak diğer bölgeleri de yönetmeyi planlıyordum.Zor bir iş...Hayır,kolaydı.Tek yapacağım şey korku salmak, evet. İnsanların Mevkibeylerine isyan etmesi.Şehirlerde katillerin kol gezmesi ve sadakati karşılığında rahat bırakacağım bir şehir.
-Listener

resim

NOT: Bu eski karakterim.Şimdi büyücü bir karakterim var.Bakalım yeniden ejderdoğan olmak nasıl birşey olucak.
Ara
Cevapla

#3
Bir İmparatorluk İnsanı ve adı Constantine, tam bir soylu adı Smile

Hikayesi şöyle;

İmparatorluk elflere diz çöktüğü için ve önüne geleni asıp kestiği için (suçsuz yere idam ediliyorduk Alduin sağolsun Cheesy) bir hain olup Fırtınapelerinlere katılıyor.

Mükemmel bir suikastçi (hırsız değil) ,

Oyunda suç olduğu halde (bence İmparatorluğa ait şehirlerin muhafızlarını kesmek suç değil Cheesy ) Issızkent'i gerçekten 'ISSIZ' bir kente dönüştürüyor Smile

NOT: Ne kadar diğer zırhlara oranla güçsüz olsa da suikast girişimlerimde kesinlikle şu zırhı kullanırım, ESO özentiliği işte.. Cheesy trailer'daki suikastçi zırhını arayıp ta bulamayanlar için modun linki:

http://www.nexusmods.com/skyrim/mods/59544/?
Ara
Cevapla

#4
Sadece bu konuda değil, diğer konularda da dikkatimi çekiyor. Herkes Assassın karakter yapıyor. Hırsız değil ama...

Benim de tam tersi hırsız, assassın değil ama... Cheesy Bir tek ben varım öldürmeden para kazanan her halde. Cheesy
No killing. Bad for business.
-Brynjolf
Ara
Cevapla

#5
    Karakterimin adı bazey neden adınının bu olduğunu veya neden Helgen'de uyandığını hatırlayamıyordu taki o güne kadar tek hatırladığı büyük bir acı ve baş ağrısıdır. Skyrim'e nasıl geldiği sorulunca cevabı hep aynı''bir yaprağın üstünde uçarak geldim bu soğuk,zalim ama bir okada güzel topraklara''derdi.Neyse size onun hikayesini anlatıyım kendisi o gün ırmakkoruya gidiyordu sonra gözüne bir ev ilişti eskiden büyük ve güzel bir ev olduğu anlaşılan bir evdi atından indi ve eve gitti.içeride kendisini ne beklediğinden haberi yoktu olamazdı... keşke olsaydı evin yanmış tavanına ve duvarlarına bakınca başı ağrımaya başladı.yavaşca bodruma indi.


    Ve gördüğü şey yüzünden şaşkınlıktan felç oldu tam ordaydı bir kadim tomar ama bu yalnız bir kadim tomar değildi,bu aradığı kadim tomardı 500 yıl önce kaybolmuş tomardı bu ona hafızasını verecek tomardı yavaşca yıllardır beklediği bu an için iksiri tomara damlatarak onu açtı dizlerinin üstüne düşüp beyninin hatılamasına izin verdi ve başladı tüm hayatları kim olduğu,ne olduğu niçin ölemediği yaşadığı 500 yılı gördü evin neden yandığı yaptığı hataları hepsi ona işkence gibi geldi.ilk 100 yılını thelf guild ve darkbroderhood'a harcayıp kalan yaşamında hep iyilik yapmasını gördü ordan yavaşca çıkıp evi bidaha kimsenin bulamaması için yakıp gitti.



          Bunu neden mi biliyorum çünkü bazey benim.
Ara
Cevapla

#6
Çok uğraştım lütfen okuyun Wink
Ben bir orman elfiyim. Adım Kaspiyan

Annemle babam Yeşilyurtda Thalmor'a isyan ettikleri için idam edildiler. Ben ise oradan kaçtım ve yeni fırsatlar için en uygun yer olan Skyrime geldim. İmparatorluk askeri gibi giyinmiş bir hırsız beni Skyrim sınırında tehdit ettiği için onu öldürmek zorunda kaldım ve bunu gören imparatorluk yetkilileri beni katil zannedip Helgen'e getirdiler.
Oradan ejderha saldırısını değerlendirerek kaçtım ve ejder saldırısını Akçay'a haber vermek için giderken Yoldaşlarla karşılaştım.Hem paraya ihtiyacım vardı hemde günahsız insanları ve hayvanları katledenlerden nefret ediyordum.Bu yüzden onlara katıldım. İlk başta herşey normal gidiyordu fakat masum insanlar gümüş-el adlı haydut çetesi tarafından öldürülünce içimde intikam ateşi yanmaya başladı.Çembere katılıp kurtadam oldum. Kodlak ve Skjor öldü. Yoldaşların başına geçtim. Vahşi bir kurtadam gibi insanlara yemek gözüyle bakmıyordum.Susuzluğumu haydutlardan gideriyordum.
Arentino adlı çocuğada yardım edip çocuk düşmanı yaşlı kadını da öldürdüm ama sonra Karanlık kardeşlik lideri Astride yakalandım. Onu attığım nida ile tepetaklak ettim ve Yüce leydim Merida'nın Şafaksöken'ini kalbine sapladım. Karanlık kardeşliği yok ettim, Alduin'i yendim. Talos'un tanrı olması  (eşsiz bir komutan ve iyi bir kraldı) bana saçma gelse de Meridia'ya ve diğer 8 İlaha gönülden bağlandım. Paarthurnax'ı babam, Aela, Vilkas ve Farkas'ı kardeşim ilan ettim.

(Fotoğraf koymayı beceremedim  Tongue  Saçlarım kızıl hafif uzun top sakalım var ve bir orman elfine göre gayet yakışıklıyım. GençKılıç Jordis eşim oluyor.Sırf devletini iyi yönetemiyor diye ulu kralı öldürdüğü için Ulfric'i sevmiyorum ama imparatorluk taraftarı da değilim.)

Savaş Aletleri:Şafaksöken ve Efsunkıran.
Büyü:Yenilenme büyüsünde üstat ve ünlüde bir genç doktor çünkü şifalı eller büyüsünü çok iyi kullanıyor.
Ona özel savaş aleti: Abutel adında Kristalden yapılma, efsun ve sağlık emen bir yayı var.
Ara
Cevapla

#7
(28.01.2015, Saat: 11:23)Ogün Dadaş link Adlı Kullanıcıdan Alıntı: Çok uğraştım lütfen okuyun Wink
Ben bir orman elfiyim. Adım Kaspiyan

Annemle babam Yeşilyurtda Thalmor'a isyan ettikleri için idam edildiler. Ben ise oradan kaçtım ve yeni fırsatlar için en uygun yer olan Skyrime geldim. İmparatorluk askeri gibi giyinmiş bir hırsız beni Skyrim sınırında tehdit ettiği için onu öldürmek zorunda kaldım ve bunu gören imparatorluk yetkilileri beni katil zannedip Helgen'e getirdiler.
Oradan ejderha saldırısını değerlendirerek kaçtım ve ejder saldırısını Akçay'a haber vermek için giderken Yoldaşlarla karşılaştım.Hem paraya ihtiyacım vardı hemde günahsız insanları ve hayvanları katledenlerden nefret ediyordum.Bu yüzden onlara katıldım. İlk başta herşey normal gidiyordu fakat masum insanlar gümüş-el adlı haydut çetesi tarafından öldürülünce içimde intikam ateşi yanmaya başladı.Çembere katılıp kurtadam oldum. Kodlak ve Skjor öldü. Yoldaşların başına geçtim. Vahşi bir kurtadam gibi insanlara yemek gözüyle bakmıyordum.Susuzluğumu haydutlardan gideriyordum.
Arentino adlı çocuğada yardım edip çocuk düşmanı yaşlı kadını da öldürdüm ama sonra Karanlık kardeşlik lideri Astride yakalandım. Onu attığım nida ile tepetaklak ettim ve Yüce leydim Merida'nın Şafaksöken'ini kalbine sapladım. Karanlık kardeşliği yok ettim, Alduin'i yendim. Talos'un tanrı olması  (eşsiz bir komutan ve iyi bir kraldı) bana saçma gelse de Meridia'ya ve diğer 8 İlaha gönülden bağlandım. Paarthurnax'ı babam, Aela, Vilkas ve Farkas'ı kardeşim ilan ettim.

(Fotoğraf koymayı beceremedim  Tongue  Saçlarım kızıl hafif uzun top sakalım var ve bir orman elfine göre gayet yakışıklıyım. GençKılıç Jordis eşim oluyor.Sırf devletini iyi yönetemiyor diye ulu kralı öldürdüğü için Ulfric'i sevmiyorum ama imparatorluk taraftarı da değilim.)

Savaş Aletleri:Şafaksöken ve Efsunkıran.
Büyü:Yenilenme büyüsünde üstat ve ünlüde bir genç doktor çünkü şifalı eller büyüsünü çok iyi kullanıyor.
Ona özel savaş aleti: Abutel adında Kristalden yapılma, efsun ve sağlık emen bir yayı var.

Caspian=narnia
Ara
Cevapla

#8
Bende diyordum ki Kaspiyan ismi nerden aklımda kalmış Cheesy . Tespitin için saol.
Ara
Cevapla

#9
Benimkisi biraz daha ayrıntılı

İsim: Forsta
Irk: Nord

4E 178 yılında Skyrim'ın Morthal şehrinde balıkçı bir babanın ikinci oğlu olarak doğdu. Babası Forsta'nın evden dışarı çıkmasına sık sık şehre inen haydutlar yüzünden izin vermiyordu. Forsta 12 yaşına gelene kadar şehirdeki güvensizlikten dolayı doğru düzgün bir eğitim göremedi. 190 yılında haraç almak için eve giren haydutlar istediklerini bulamayınca evdekileri öldürmeye çalıştılar. Odada saklanan Forsta ise babasını ve abisini tartaklayan haydutlara arkadan saldırarak birisini öldürür. Haydutlar şaşkına uğrarken anneside bir diğer haydutu bıçakladı. O sırada geri kalan haydutlarıda hep beraber saldırarak öldürdüler. Ardından haydutların elindeki tüm altınları alarak Bruma şehrine göç ettiler. 195 yılında babası ve abisi tartışmaya girdiği bir ork tarafından öldürüldü. Rüşvet karşılığında ceza yemeyen haydut ise 1 yıl sonra Forsta'nım annesini öldürdü. Bu duruma dayanamayan Forsta ise orku öldürür ve 5 yıl hapis cezası alırl 201 yılında cezası biten Forsta ise memleketi Skyrim'a dönmek ister. Skyrim girdiğinde ise at hırsıza tarafindan atı çalınır. Çalanın kim olduğuna bakamadan kafasına bir darbe alıp bayılır. Uyandığında ise bir at arabasının içinde esir düşmüştür.
Ara
Cevapla

#10
Karakterimin adı Lyanna,kendisi High Rock'ın başkenti Daggerfall'ın soylu ailelerinden biri'nin kızı.Çok zengin bir aile ve bu servetin tek mirasçısı ama karakterin istediği şey bunlar değil o heyecan istiyor ve bütün Bretonlar'dan farkı olarak büyüye hiç inanmıyor.Bu yüzden evden kaçıp Hammerfell'e geliyor.Burada birkaç yıl kalıp küçük bir Hırsızlar Loncasından hırsızlık öğreniyor.Sonra Cyrodill'e geliyor burada bizzat Grey Fox'dan eğitim alıp Morrowind'e geçiyor.Morrowind'de işlerin kötü gitmesinden dolayı Skyrim'e gelirken İmparatorluk askerleri onu Fırtınapelerinler'le yakalıyor...
Karakteristik özellikleri şunlar:
-Loncayı ve hırsızlıkları her şeyin üstünde tutan.
-Kırmızı rengini çok seven.
-Dark Broderhood'un verdiği işler dışında başka kişileri öldürmeyen.
-Fakirlerden asla çalmayan.
-Lonca işleri dışında hırsızlığa çıkmayan.
-Forsworn'lardan nefret eden.(Breton'ların adını kirletiyorlar)
-İç savaş da taraf tutmayan ama İmparatorluğa daha sıcak bakan.
-Dunmer'larla Argonian'ları seven.
-Büyüden nefret eden.
-Talos'a gizli gizli ibadet eden.
-Daedric Prince'ler den gizliden gizliye çok haz etmeyen.
-Aedra'lar dan da çok haz etmeyen.
-Nocturnal'ı tanrısı olarak gören.
-Ortak kullanmayan.
-Thalmor'a karşı savaş açmış gördüğü yerden öldüren.
-Ve son olarak para için her şeyi yapan.
İşte bu kadar bu da karakterimin resmi;resim
Ara
Cevapla

#11
(29.01.2015, Saat: 06:59)MachineryGear link Adlı Kullanıcıdan Alıntı: -Ve son olarak para için her şeyi yapan.
Bu kısım başta anlattığın hikâye ile biraz çelişkili olmuş. Cheesy
Ara
Cevapla

#12
(29.01.2015, Saat: 07:16)Beyaz link Adlı Kullanıcıdan Alıntı: Bu kısım başta anlattığın hikâye ile biraz çelişkili olmuş. Cheesy
Hayır şimdi biri ona para versin babasını bile keser ama karşılıksız ona para verilmesini sevmiyor parayı almak için önce bir şeyler yapması lazım gururlu bir vatandaş bu hanım.
Ara
Cevapla

#13
Alıntı:Talos'a gizli gizli ibadet eden.
Alıntı:-Aedra'lar dan da çok haz etmeyen.

Sanki bunlarda biraz çelişkili  Tongue
Ara
Cevapla

#14
(29.01.2015, Saat: 07:20)Malkoçoğlu link Adlı Kullanıcıdan Alıntı: Sanki bunlarda biraz çelişkili  Tongue
O da şöyle oluyor Aedra'lara mecbur ibadet ediyor çünkü öyle büyümüş ama derseniz ki Talos varmı evet o da var. Nocturnal ana tanrısı ama Aedraya da ibadet ediyor. (Ne karmaşık bir kişilik)
Ara
Cevapla

#15
Noctornal Tanrı değil. Hem Aedralardan neden haz edilmiyor anlamadım. Deadralar kötüdür insanlara düşmandırlar (Meridia hariç). Aedralar ise insanlara sahip çıkarlar, merhametlidirler ve Deadralardan kat kat güçlüdürler.

-Herkes Thalmor düşmanı gördüğü yerde öldürüyor. Oysaki yüksek level bir Thalmor askerini öldürmek hiç kolay değil çünkü kristal seti var. Ayrıca Thalmor'un komutanları sömürgeci ve kibirli oldukları için sevilmiyorlar ama Aldmer askerlerinin burda bir suçu yok.
Ara
Cevapla



Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Skyrim komik meme/caps'leri MehrumEfendi 116 7,658 Bugün, Saat: 12:02
Son Yorum: MehrumEfendi
Brick ''Yeni Dünya - Skyrim'' - İkinci Bölüm Genç Kurt 8 313 15.08.2017, Saat: 05:20
Son Yorum: Genç Kurt
  İkinci Çağ, Skyrim Günlükleri Folcred 42 1,229 10.08.2017, Saat: 04:38
Son Yorum: Genç Kurt
  Skyrim Oyun İçi Videolarınız Beyaz 4 639 08.08.2017, Saat: 01:48
Son Yorum: Ahmad
  Skyrim DarkBrotherhood Görevi Başlangıç - Ne Yapmalıyım CengizhanKck 4 146 31.07.2017, Saat: 09:53
Son Yorum: Swindler22