Bir Köle... [Giriş]  

 
Kast
 Kast
(@kast)
Üye
Üyelik: 6 sene önce
Gönderiler: 21

Merhaba beyler, bayanlar.
Beni hatırladınız mı? hani şu oyunlar - ve özellikle elder scrolls - ile hiç ilgilenmeyen(!), ck ve türevi forumlarda rp oyunları ve yazdığı hikayeler için bulunan(!), tek amacı prim olan(!), ck'nın kapatılmasına ve amacının saptırılmasına önderlik etmiş kadar olan(!), adı lazım olmayan eski ck üyeleri tarafında fütursuzca suçlanan (bir kaç tanesi buraya da gelmiş ) ck nın kapatılmasının ardından mert usta ile tartışan ve est'te genel sohbet bulunmamasını onur ile birlikte dalga konusu haline getiren, sık sık ceza yiyen yinede yılmayan, hareketlerine hiç ara vermeden devam eden. Çıkarları doğrultusunda arkadaşlık kuran(!); KAST

Eskiler beni tanır, bazıları ise yukarıda belirttiğim şekilde tanır. Neyse ben eski Kast'ım, kendimden hiç bir şey kaybetmedim ve yine çıkarlarım için buraya gelip hikayemi paylaşıyorum(!)

Buda ilk bölümün girişi. Hoş bulduk EST

Bu tanıdık sokak o kadar eskiydi ki, ara sıra canlı renkler görmese onun burada olmadığı 2 sene içinde bu mahallenin eski zamanlara geri döndüğünü düşünebilirdi. Bu sırada öylesine sol tarafa doğru bir dönüş yaptı ve bir kaç eski, boyaları dökülmek üzere olan gecekondulardan hallice evlerin önünden geçerken beyaz bir yavru kedi gördü. Gülümsedi. Ve birden büyük bir gök gürültüsü ile yağmur, İlyas'ın bir kaç adımından sonrasında ise kar ince ince yeryüzüne kavuşmaya başladı. Yanındaki kaldırımda; gerçekleşen doğa olaylarını, diğer insanların aksine hiç dert etmeyen ve bir sanayicininkileri andıran küçük elleriyle portakal soymaya ve yemeye çalışan ufak bir çocuk vardı. Lakin hızlı adımları yüzünden İlyas, yaklaşık 30-40 saniye sonrasında çocuğu göremiyordu bile. Sokağın sonuna geldiğinde, bacakları uzun süre yürümekten bitap düşmüştü. Ama eve kısa bir süre kaldığını aklından bir an bile olsun çıkaramayan İlyas, tekrar sola dönerek anacaddeye çıktı ve adımlarını sıklaştırarak  yürümeye devam etti. Son olarak bundan tam 2 sene önce gördüğü bakkalın önünden geçti.. Kapanmıştı. Ve yaklaşık 3 dakika sonra eski evini görebilecek mesafaya gelmişti. Yeni cilalanmış, tekerlekleri yeni değiştirilmiş babasının arabasını gördü. Eğer o burada olmadığı sıralarda bir şeyler değişmediyse bu, babası evde demekti. Çünkü bu babasının para kazanma aracı idi. Bu pembe, alımlı ahşap evin bahçesine girip ağır adımlarla kapıya vardı. Ve iki kez tıklattı.. Aynı eskisi gibi. Kapıyı 18-20 yaşlarında düzgün bir vücuda ve dikkat çeken vücut hatlarına sahip olan, alımlı, iri kahverengi gözlü bir genç kız açtı. Bu kızı ilk başlarda çıkaramamış olsa da sonradan hatırladı. Elena..
Elena, çok zengin ve soylu bir ingiliz aileden geliyordu. Bunu bilmeseniz dahi Elena'nın ağır ingiliz aksanından bunu anlayabilirdiniz. Hatta bazen ağır ingiliz aksanlı bir türkçe duymak sizi gülümsetebilirdi. Elena'nın ailesi iflaş etmiş sonrasında tramvalarla dolu bir hayatın eşiğinde intihara sürüklenmişti. O zamanlar bütün mal varlığını kaybeden Elena, gelip Londra'nın bu küçük mahallesinde yaşamaya başlamıştı. Ve şimdiyse bu zengin türk ailenin hizmetçiliğini yapmaktaydı.
Bu arada İlyas, Elena'nın kendisini tanımasına bir hayli şaşırmıştı. Hem de bu dilenci kılığında iken. Yırtık ve içine su almış olan paltosunu çıkarıp Elena'ya verdi. Elena ise, tenezzül etmeden gidip çöpün içine tıktı. Bu arada İlyas, anne ve babasının halen yaşıyor olması umudu ile kurulanmaya tenezzül bile etmeden içeri daldı. Babası uyuyor, annesi ise onun başında ellerini kah ellerini tutuyor, kah dua ediyordu. Belli ki babası hastaydı. Annesinin ağlamaktan şişmiş gözleri, İlyas'ı görünce bir kez daha doldu. Lakin tek bir kelime dahi edemedi. Sonrasında İlyas'a bakarak gözlerini bir kaç kez kırptı. Sanki onun orada olup olmadığından emin olmak ister gibiydi. Sonra yavaşça ayağa kalktı ve iki kolunu açabildiğince açarak, oğlunun kendisine sarılmasını bekledi. Bu bekleyiş hiç de uzun sürmedi. Sarıldılar.. Annesi ağladı, oğlu daha çok ağladı. Annesi, özleminden. Oğlu gerçek aşkı yitirdiğinden ağladı. Ağladıkça ağladı, üzüldü, kırıldı, soldu, söndü, burkuldu. Sahi aşkı nasldı acaba?.. Bilmiyordu, bilemiyordu. muhtemelen hiç bir zaman bilemeyecekti de... Anne, oğul bütün gün öyle oturdular. Ne annesi bir şeyler sordu, ne de ilyas bir şeyler anlattı. Çünkü İlyas eksikti.. Bir parçası kaybolmuş yap-boz gibiydi. Hiç bulanamayacak bir parçası kaybolmuş yap-boz gibi...

CevapAlıntı
Gönderildi : 8 Mart 2014 11:12
Kast
 Kast
(@kast)
Üye
Üyelik: 6 sene önce
Gönderiler: 21

Merhaba beyler, bayanlar.
Beni hatırladınız mı? hani şu oyunlar - ve özellikle elder scrolls - ile hiç ilgilenmeyen(!), ck ve türevi forumlarda rp oyunları ve yazdığı hikayeler için bulunan(!), tek amacı prim olan(!), ck'nın kapatılmasına ve amacının saptırılmasına önderlik etmiş kadar olan(!), adı lazım olmayan eski ck üyeleri tarafında fütursuzca suçlanan (bir kaç tanesi buraya da gelmiş ) ck nın kapatılmasının ardından mert usta ile tartışan ve est'te genel sohbet bulunmamasını onur ile birlikte dalga konusu haline getiren, sık sık ceza yiyen yinede yılmayan, hareketlerine hiç ara vermeden devam eden. Çıkarları doğrultusunda arkadaşlık kuran(!); KAST

Eskiler beni tanır, bazıları ise yukarıda belirttiğim şekilde tanır. Neyse ben eski Kast'ım, kendimden hiç bir şey kaybetmedim ve yine çıkarlarım için buraya gelip hikayemi paylaşıyorum(!)

Buda ilk bölümün girişi. Hoş bulduk EST

Bu tanıdık sokak o kadar eskiydi ki, ara sıra canlı renkler görmese onun burada olmadığı 2 sene içinde bu mahallenin eski zamanlara geri döndüğünü düşünebilirdi. Bu sırada öylesine sol tarafa doğru bir dönüş yaptı ve bir kaç eski, boyaları dökülmek üzere olan gecekondulardan hallice evlerin önünden geçerken beyaz bir yavru kedi gördü. Gülümsedi. Ve birden büyük bir gök gürültüsü ile yağmur, İlyas'ın bir kaç adımından sonrasında ise kar ince ince yeryüzüne kavuşmaya başladı. Yanındaki kaldırımda; gerçekleşen doğa olaylarını, diğer insanların aksine hiç dert etmeyen ve bir sanayicininkileri andıran küçük elleriyle portakal soymaya ve yemeye çalışan ufak bir çocuk vardı. Lakin hızlı adımları yüzünden İlyas, yaklaşık 30-40 saniye sonrasında çocuğu göremiyordu bile. Sokağın sonuna geldiğinde, bacakları uzun süre yürümekten bitap düşmüştü. Ama eve kısa bir süre kaldığını aklından bir an bile olsun çıkaramayan İlyas, tekrar sola dönerek anacaddeye çıktı ve adımlarını sıklaştırarak  yürümeye devam etti. Son olarak bundan tam 2 sene önce gördüğü bakkalın önünden geçti.. Kapanmıştı. Ve yaklaşık 3 dakika sonra eski evini görebilecek mesafaya gelmişti. Yeni cilalanmış, tekerlekleri yeni değiştirilmiş babasının arabasını gördü. Eğer o burada olmadığı sıralarda bir şeyler değişmediyse bu, babası evde demekti. Çünkü bu babasının para kazanma aracı idi. Bu pembe, alımlı ahşap evin bahçesine girip ağır adımlarla kapıya vardı. Ve iki kez tıklattı.. Aynı eskisi gibi. Kapıyı 18-20 yaşlarında düzgün bir vücuda ve dikkat çeken vücut hatlarına sahip olan, alımlı, iri kahverengi gözlü bir genç kız açtı. Bu kızı ilk başlarda çıkaramamış olsa da sonradan hatırladı. Elena..
Elena, çok zengin ve soylu bir ingiliz aileden geliyordu. Bunu bilmeseniz dahi Elena'nın ağır ingiliz aksanından bunu anlayabilirdiniz. Hatta bazen ağır ingiliz aksanlı bir türkçe duymak sizi gülümsetebilirdi. Elena'nın ailesi iflaş etmiş sonrasında tramvalarla dolu bir hayatın eşiğinde intihara sürüklenmişti. O zamanlar bütün mal varlığını kaybeden Elena, gelip Londra'nın bu küçük mahallesinde yaşamaya başlamıştı. Ve şimdiyse bu zengin türk ailenin hizmetçiliğini yapmaktaydı.
Bu arada İlyas, Elena'nın kendisini tanımasına bir hayli şaşırmıştı. Hem de bu dilenci kılığında iken. Yırtık ve içine su almış olan paltosunu çıkarıp Elena'ya verdi. Elena ise, tenezzül etmeden gidip çöpün içine tıktı. Bu arada İlyas, anne ve babasının halen yaşıyor olması umudu ile kurulanmaya tenezzül bile etmeden içeri daldı. Babası uyuyor, annesi ise onun başında ellerini kah ellerini tutuyor, kah dua ediyordu. Belli ki babası hastaydı. Annesinin ağlamaktan şişmiş gözleri, İlyas'ı görünce bir kez daha doldu. Lakin tek bir kelime dahi edemedi. Sonrasında İlyas'a bakarak gözlerini bir kaç kez kırptı. Sanki onun orada olup olmadığından emin olmak ister gibiydi. Sonra yavaşça ayağa kalktı ve iki kolunu açabildiğince açarak, oğlunun kendisine sarılmasını bekledi. Bu bekleyiş hiç de uzun sürmedi. Sarıldılar.. Annesi ağladı, oğlu daha çok ağladı. Annesi, özleminden. Oğlu gerçek aşkı yitirdiğinden ağladı. Ağladıkça ağladı, üzüldü, kırıldı, soldu, söndü, burkuldu. Sahi aşkı nasldı acaba?.. Bilmiyordu, bilemiyordu. muhtemelen hiç bir zaman bilemeyecekti de... Anne, oğul bütün gün öyle oturdular. Ne annesi bir şeyler sordu, ne de ilyas bir şeyler anlattı. Çünkü İlyas eksikti.. Bir parçası kaybolmuş yap-boz gibiydi. Hiç bulanamayacak bir parçası kaybolmuş yap-boz gibi...

CevapAlıntı
Gönderildi : 8 Mart 2014 11:12
Qahnaariin
(@qahnaariin)
Üye
Üyelik: 6 sene önce
Gönderiler: 190

Bana attığında okumuş ve beğenmiştim girişi 🙂 Bu arada ev alımlı, kız alımlı, n'oluyor ya? 😛

Ellerine sağlık 🙂

CevapAlıntı
Gönderildi : 8 Mart 2014 11:16
Qahnaariin
(@qahnaariin)
Üye
Üyelik: 6 sene önce
Gönderiler: 190

Bana attığında okumuş ve beğenmiştim girişi 🙂 Bu arada ev alımlı, kız alımlı, n'oluyor ya? 😛

Ellerine sağlık 🙂

CevapAlıntı
Gönderildi : 8 Mart 2014 11:16
Kast
 Kast
(@kast)
Üye
Üyelik: 6 sene önce
Gönderiler: 21

çaktırma annesi de alımlı  😀

CevapAlıntı
Gönderildi : 8 Mart 2014 11:19
Kast
 Kast
(@kast)
Üye
Üyelik: 6 sene önce
Gönderiler: 21

çaktırma annesi de alımlı  😀

CevapAlıntı
Gönderildi : 8 Mart 2014 11:19
Camthalion
(@camthalion)
Üye
Üyelik: 6 sene önce
Gönderiler: 246

Kast...  :düşün hatırladım seni.RP bölümünde çok görürdüm seni.Hatta buranın en önemli eksiği de rp bölümü.Neyse okudum güzel olmuş eline sağlık.

CevapAlıntı
Gönderildi : 9 Mart 2014 08:10
Camthalion
(@camthalion)
Üye
Üyelik: 6 sene önce
Gönderiler: 246

Kast...  :düşün hatırladım seni.RP bölümünde çok görürdüm seni.Hatta buranın en önemli eksiği de rp bölümü.Neyse okudum güzel olmuş eline sağlık.

CevapAlıntı
Gönderildi : 9 Mart 2014 08:10
  
Çalışıyor

Lütfen Giriş yap yada Kayıt ol