Discord Sunucumuza Katılın!

Forum üye alımına ve yeni ileti gönderimine kapatılmıştır. Tüm sorularınızı Discord sunucumuzda sorabilirsiniz.

Çelik İnfaz [Karakter Tanıtımı]

Sayfa 1 / 4
 
(@aethel)
Üye

Kişisel, serbest RP'dir. Karakterler birbirinden kopmasın diye bir süre tek ülkede devam edilecektir. Sonradan diğer ülkelere de seyahatlerinizi yapabilirsiniz.

Kurallar: 

-Aşırı güçlü karakter yasaktır.
-Roleplayerları öldürmek yasaktır.
-Siyasal bir kişi olamazsınız veyahut bağınız bulunamaz.
-Ben haber verene kadar Skyrim'de bulunmak durumundasınız. Buradan ayrılamazsınız.
-Karakterlerinizin bir amacı olmak zorundadır ve bunu hikâyenizde belirtmek zorundasınızdır.


Alıntı
Konu başlatıcı Gönderildi : 17 Ekim 2017 11:06
(@folcred)
Üye

Sıkıldım. Defalarca kez etrafa boş bakınmaktan da aynı şekilde sıkıldım. Yavaşça üzerine yattığım taşın üzerine koyulmuş yün örtüden ağırca doğruldum. Zırhımı ve kılıcımı çoğu zaman asla yanımdan ayıramam, asla.

Duvarın yanında ki samanların içinde büzülüp uyumak zorunda kalan zavallı kardeşimi uyandırmak istemiyorum. Ama her zaman ki gibi kötü ağabey olup onu uyandırmak zorundayım. Burada fazla kalamayız, her şeyimiz kısıtlı. Hem de her şey.

Yanına sessizce yürüdüm ve acıtmadan onu dürttüm. Belinlemişti fakat hala uyanamamıştı, uyurken de çok tatlı oluyordu. Onu tekrar dürttüm fakat bu sefer çokta acıtmadan olmamıştı. Somurtmadan uyandığı bir gün istiyordum.

'Yine mi?' dedi, hayal kırıklığı yüzünden belli oluyordu

'Yine,' dedim, ya ne deseydim? Saçını geriye doğru salladı, karışmış saçları biraz da olsa düzelmişti. Apar topar ayağa kalkmak zorunda kaldı, biraz aceleciydi. Odanın kapısına yaslandım, kapıya yaslandığım için kapı biraz kendi sağına dönmüştü.

'Senden nefret etmek istiyorum, keşke edebilsem,' dedi, psikolojik sorunlarımızın olduğu doğrudur fakat özümüzde iyi olduğumuzu düşünüyorum. Başımı salladım, 'Ben de senden ya kardeşim, ben de senden,' dedim, biraz boş bakıştık, sonunda boş bakışmalarımız yerini sırıtmaya bıraktı.

Yavaş ve sessizce koridorda yürüyordum, kardeşim de eşyalarımızı toplamış, taşıyordu. Bir kıza eşya taşıtmak hakkında ne derler biliyorum; Ben ölürsem güçlü olması gerekiyor. Koridorun sonuna geldiğimizde indiğimiz merdiveni gördük, bu sefer tam tersi çıkıyorduk tabii.

'Ee, ne oldu, ağır mı?' dedim, başını salladı.

'Biraz ağır tabi ama üstesinden gelebilirim,' dedi, sevinmiştim. Sonunda kendini uykusundan vazgeçirebilmişti, bu iyi bir şey.

'Pekala, yola devam,' dedim.

CevapAlıntı
Gönderildi : 17 Ekim 2017 16:41
(@aethel)
Üye

Taşlı tepeye soluk soluğa koşarak vardım. Tepeden diğer tarafa kaydım, tam aşağıya inmemiştim, tepenin ortasında bir küçük mağara vardı. Burada kendimi durdurarak içeri attım. Kana bulanmış hançerimi çıkarıp temizliyordum usulca; hâlâ takip ediyor olabilirlerdi. Soluksuz kaldığım için aldığım nefesler ciğerlerimi acıtıyordu. Maskemi indirdim ve mataramı çıkararak suyu yudumladım. Sıcaktan tadı bozulmuştu, gereklilikten birazını yutarken, birazını da gesgeri tükürdüm. Sesleri geliyordu, endişeden ziyade meraklıydım. Ekip profesyonelse buraya bakacaktı ve kaçışım daha da aksiyonlu geçecekti, ama acemiyse buraya bakmadan tepeden inerek ilerleyeceklerdi. Kendimi kaçışa hazırlamak için kurumuş boğazımı bir kez daha suyla temizledim, yayımı çıkardım, okumu yerleştirdim ve germeye hazırlandım. Mağaranın içinde kamufle bir hâlde sonucu bekliyordum...

CevapAlıntı
Konu başlatıcı Gönderildi : 17 Ekim 2017 16:55
(@folcred)
Üye

Merdivenlerden çıkalı uzun süre olmuştu,  oradan da mağaranın dar ve küçük girişinden çıkmıştık. Kalmamızın sebebi de buydu, her hangi bir yırtıcı içeriye kolayca giremeyecekti. Ormanın içlerinde biraz bildiğim kadarıyla çoğunluğu meşe odunu olmakla beraber biraz da dal toplamıştık.

Yavaşça aldığım bir dalı, uzun süredir yanımda taşıdığım çakmak taşına sürtmeye başladım, bir süre çabamın ardından tutuşan dalı daha da tüttürebilmek için oduna doğru üflemeye başladım. Üşümüyordum fakat kardeşim zayıf ve narindi, onu doyurmak, beslemek ağabeyi bana kalmıştı.

Bana doğru baktı, soğuktan burnu kızarmıştı. 'Bu gün menüde ne var?' Dedi, ona karşı bakarak sırıttım. Fakat bir şey dikkatimi dağıttı, baş parmağımı ağzıma getirdim ve susmasını söyledim, garip bir fısıltı sesiydi bu.

CevapAlıntı
Gönderildi : 17 Ekim 2017 17:07
(@aethel)
Üye

Sesler iyice yaklaşıyordu, tepemde hissedebiliyordum artık onları. Yavaşça yayımı ses yapmadan gerdim ve mağaranın girişine yönelttim. Sesler devam ediyordu, ve yakından devam ediyordu, artık emindim. Tereddüt etmeden yayımı ateşledim ve hemen ileri doğru koşmaya başladım. Bunlar profesyonellerdi ve mağaraya ani baskın yapacaklardı ama bir detayı atlamışlardı. Hâlâ tepemde gürültü yaptıklarını unutmuşlardı. Oku bırakmamla muhafız vuruldu, son nefesi ve son gayretlerinde mağaranın girişine tutunuyordu. Benim üstüme atlamamla beraber ikimiz de tepeden yuvarlanmaya başladık. İlk deneyimim değildi ama yine de heyecanlanıyordum böyle girişimlerde. Arkamı görmüyordum, bakmam da beni yavaşlatırdı. Bu yüzden sadece seslere odaklanarak önüme doğru koşturmaya başladım. Sonrasında önümdeki ağaçtan bir çıtırtı duydum. Şimdi anlamıştım. Kendime güvenerek önümdeki ağacın arkasına ulaşacak şekilde yere atladım ve yuvarlandım. Ben tam ağacın yanındayken bir muhafız, mızrağını tutarak ağacın arkasından fırlamıştı ama ben mızrağın altından yuvarlanarak geçmiştim. Bu yakalama operasyonunu biliyordum. Hemen ayağa kalktım ve muhafızı geldiğim yola doğru tekmemle ittim. Ardından kendine gelen oklarla birlikte öldü. 

Muhafız buraya tepenin yanından atıyla dolaşmıştı, ileride atını görebiliyordum. Atına atladım ve sürmeye başladım. Artık beni yakalayamazlardı.

CevapAlıntı
Konu başlatıcı Gönderildi : 17 Ekim 2017 18:00
(@folcred)
Üye

Kılıcımı boğazına dayadığım bir çocuktu. Alçakca mıydı? Keşke olmasa, buna rağmen bence değil ve ona zarar vermeyeceğim. Karşımda tir tir titriyor, bizi gördüğü için çok şaşırdığını da saklayamıyordu, bunu açıkca görebiliyorum. Kardeşimi bir peri beni de muhafızı sandığını düşünüyorum, ben bir çocuk olsam öyle düşünürdüm, muhtemelen hayal gücü benden daha farklı.

'Lütfen, lütfen, lütfen beni öldürmeyin; Shor, Alduin, Ysmir ne kadar tanrı varsa hepsinin adına yemin ederim ki ben sadece kayboldum. Beyaz tenli hayalet, lütfen bana zarar verme,' dedi, ona doğru baktım, şirince ve tıknazdı. Nord kabilelerinden birine mensup olmalıydı, kardeşim sağ duyuyla yaklaşıyordu, bunu ikimiz de biliyorduk.

'Sakin ol küçüğüm, adın ne bakalım?' Dedi kardeşim, anlaşılan dayanamamıştı. Çocuk titreyerek konuşmaya çalıştı ama başaramadı. Kardeşim bana sinirli bir şekilde baktı, kılıcı indirmemi istiyordu anlaşılan. Çocuğun bir şey yapamayacağını düşünüp kılıcı indirmemle beraber çocuk kaçmaya çalıştı, onu belinden tutarak olduğu yere tekrar yatırdım, kılıcımı da dayamam gerekti.

'Sakin ol, beni iyi dinle çocuk, sana zarar vermeyeceğiz,' çocuk konuşmak için yutkunmaya başladı, bakalım neler söylenecek.

CevapAlıntı
Gönderildi : 17 Ekim 2017 18:17
(@aethel)
Üye

Atımla bir saat boyunca koşturmuştum. Eyerini çektim, kişneyip birkaç geri adım atarak durdu. Ben de üstünden inip bir taşın üstüne oturdum. Kemerime bağlı cepten haritayı çıkardım ve açtım. Önce etrafıma baktım, her yeri analiz ettikten sonra haritaya dönerek yerimi tespit ettim; bir köye yakındım. Ata baktım, "Yollarımız burada ayrılıyor," dedim. "Her neyse koca oğlan, gel bakalım." diyerek kayışından tutup göle doğru ilerledim. 

Maske beni bunaltıyordu, üstüne sıcak hava da bastırmıştı. Maskeyi çıkararak yüzüme su çarptım, ardından da içtim. At da aynı şeyi yapıyordu, ona izin verdim. Karnım çok acıkmıştı, artık daha fazla vakit kaybetmek istemiyordum. "İyi iş çıkardın oğlum." diyerek atın kafasını okşadım. İşi kansız halletmem gerekiyordu. Atın boynuna halat bağladım, ardından yüzerek gölün ortasındaki adacığa vardım. En yakın ağaca halatı bağladım, eğer onun işini hâlledemezsem kaçmasını istemezdim. Tekrardan yüzerek atın yanına gittim ve ittirmeye başladım. At kişneyerek bana karşı geliyordu. Bacağından tuttum ve zar zor gölün içlerine çekmeyi başardım. Diğer ayaklarıyla direnmeye çalışıyordu ama başaramadı ve gölün dibini boyladı. Ben ise yüzerek yüzeye çıktım ve adacığa geri döndüm. Halatı kestim ve parçalarını da göle attım, onlar da dibi boyladı.

Karnım artık gerçekten acıkmıştı. Haritaya bir kez daha baktım ve yolu bularak yayan olarak köye doğru ilerledim. 

Köye yaklaşık on dakikada varmıştım. Biraz dikkat çeken bir tiptim ama sorun çıkarmadıkça saldırdıklarını hiç görmedim. Hana girdim, bir oda ve yemekle içki istedim. Kadın ters ters biraz baktıktan sonra bir şey demeden gitti ve yemeği hazırlamaya başladı. Odayı da parmağıyla gösterdi. Eh, Skyrim'deydim, ne bekliyordum ki. Bir şey demeden odaya gittim. Yemeğimi beklemeye başladım ve birayla birlikte gelince kadının hemen arkasından gidip odanın kapısını kilitledim. Maskemi çıkararak aç bir şekilde yemeğimi yemeye ve içkimi yudumlamaya başladım. 

Karnımı doyurduktan sonra yorucu günün ardından kafamı koyduğum gibi uyudum.

CevapAlıntı
Konu başlatıcı Gönderildi : 18 Ekim 2017 07:46
(@folcred)
Üye

Bir yünün altında yattığımı hissediyorum. Bu sefer kardeşim benden önce kalkmış olmalıydı, onun ve sanırım dün gördüm çocuğun seslerini duyuyorum. Yavaşça ayağa kalkmaya çalıştım, yün ayağıma dolanmıştı, ayağa kalktığımda yün yere düştü.

Küçük çadırın girişini araladığımda kardeşimin küçük çocuk ile ateşin başında et pişirdiklerini gördüm, çocuğun evinin yerini hatırlamadığını söylediğinde oldukça üzülmüştüm.

'Borgas, yemeğini iyice ateşe biraz daha yaklaştırmalısın tatlım,' dedi kardeşim, ağırca yürüyerek yanlarına doğru gittim. Kardeşim beni fark etmişti fakat çocuk dalgına benziyordu, çocuğun yanına oturdum.

'Eh, nasılsınız bakalım?' Dedim, ağırca eskimiş saklama kabının kapağını açarak etin budunu kemiğinden tuttum, ateşe doğru uzattım. 

'O çok üzgün Menwe, bir anneden ve babadan mahrum olduğunu hissediyor, haklı da. En kısa sürede ailesine dönmek istiyor, ailesinin de ona dönmek istediğinden eminim ama,' dedi kardeşim, başımı ona doğru çevirerek şaşkın bir surat ifadesiyle tepki verdim.

'Ama ne?' Dedim, kollarını birleştirerek gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı. Çocuğun üzgün olduğu her halinden belli oluyordu, bir şeyler söylemek istediğini düşünüyorum.

CevapAlıntı
Gönderildi : 18 Ekim 2017 08:29
(@aethel)
Üye

Sabah kalktığımda yorgunluğumu üstümden atmıştım. Kapımın kilidini açıp hancıya kahvaltımı odamda istediğimi söyledim.

Kahvaltı geldiğinde dünün aksine daha sakince yedim. Saati anlamak için perdeyi aralayıp dışarı baktım. Çocuklar oyun oynuyor, muhafızlar ise birkaç fazla adamla nöbete devam ediyordu. Saatin 9-10 civarı olduğunu tahmin ettim. Dünkü olayın ardından tüm eyalete haber salınabilirdi. Hatta tüm krallığa. Hızlı davranmalıydım, burada daha çok vakit kaybedemezdim. Aklıma bunun gelmesiyle yemeğimi daha çabuk bitirdim. 

Eşyalarımı hızlıca toplayarak odadan çıktım. Hancıya parayı vererek hizmet için teşekkür ettim, fakat kadın dünden daha da ters bakıyordu. Aldırmadan dışarı çıktım ve demirciye uğradım. Oklarımı satın alıp demirciden çıktım. Karşımda beklemediğim bir manzara vardı. İçimden 'siktir' diye geçirdim.

Üç tane muhafız etrafımı çevrelemişti, arkalarında da hancı kadın duruyordu. Siktiğimin kuryesi daha hızlı gelmiş. "Bakın beyler, buna gerçekten hiç gerek yok," diye yavaşça ayağımı sağa kaydırdım. Ayağıma bakmadıkları için şanslıydım. "Cezanı ödeyeceksin, aşağılık herif!" dedi muhafızlardan birisi. Tam bunu söylerken sağdaki muhafızın hançerini almış ve ona saplamıştım. Sağ tarafım boş kaldığı için oradan kaçma fırsatı yakaladım, ama son bir kez arkamı dönerek hançeri fırlattım ve hancı kadını öldürdüm. 

Ardından koşarak kuzeye doğru ilerledim. Atları vardı ama ben ormana saptığımda işe yaramayacaktı. O yüzden onlar da yayan takip ediyordu.

CevapAlıntı
Konu başlatıcı Gönderildi : 18 Ekim 2017 09:22
(@folcred)
Üye

Çok fazla konuşmuştuk, zevkliydi. Ateşte pişen etimi afiyetle yiyor, bulabildiğim bayat ekmekleri de kardeşimin zarif elleriyle yaptığı çorbayla beraber yiyordum. En kötü zamanlarımızda bile hamarat bir kızdı.

'Sizinle konuşmayı seviyorum, hadi biraz da anılarınızdan anlatır mısınız, daha önce hiç yalnız kaldınız mı ki?' Demişti Borgas, bu merakını anlıyordum fakat içimden bunu cevaplamak gelmemişti. Kız kardeşime doğru baktım, Borgas'a doğru bakarak gülümsedi.

'Herkesin yalnız kaldığı zamanlar olur Borgas, böyle şeylere takılmamalısın,' dedi kardeşim, Borgas'ın başını okşadı, Borgas tatmin olmuş gibi gözüküyordu ama hala merak ettiği açıktı. 

Biz gülüşüp eğlenirken, ben yakında birilerinin olduğunu düşünmeye başladım. Çalıların ardı ardına yapraklarının dökülmesi ve hırıltılı seslerin gelmesi beni tedirgin etmişti. Sesleri iyice duyabilmek için yavaşça ayağa kalktım, kalkmam ile beraber bir okun kız kardeşime saplanması ardına bir çok haydutun sıra sıra çalılardan çıkması duyularımı doğruladı.

Kız kardeşimi gördüğümde, Borgas tekrar kaçmaya çalıştı fakat çalıları geçtiğinde devrildiğini gördüm, oradan sonra da Borgas'ı görmedim. Kız kardeşime hayretler içinde bakarak diz çöktüm, koluna saplanan oktan kanlar fışkırıyordu, gözleri kapanarak yere düştü.

'Hayır!' Diyerek bağırdım, bu onu geri getirmedi ve çok pişmanım. Lütfen, lütfen Auri-El, onu bana geri getir. Senden istediğim tek şey bu, lütfen.

CevapAlıntı
Gönderildi : 18 Ekim 2017 09:55
(@aethel)
Üye

Ormanda dümdüz kuzeye ilerlerken, diğer ağacın üstüne yıkılmış bir ağaç gördüm, tıpkı bir rampa gibiydi. Yıkılam ağaçtan sağlam ağaca doğru ilerledim arkama dönerek yayımı çıkarıp nişanımı aldım. Gözlerimle önüme, kulaklarımla da çevreme odaklanıyordum.

Ve bir çıtırtı. Ardından gözüken muhafız. Yayımı oraya yöneltip okumu bıraktım, muhafız kalbinden yaralanıp ölmüştü. Diğeri ise daha okun nereden geldiğini anlayamamıştı bile. Ağaca tırmandığım gibi indim ve ağaçların, kayaların arkasına saklanarak diğerinin yanına gittim. Bilerek ses yaptım. Muhafız korku içindeydi. Ona hamle fırsatı tanımadan boğazını kestim. 

Yakın takip yapan muhafızlar ölmüştü. Artık diğerleri bana yetişemezdi. Kuzeye doğru tekrardan koşturmaya başladım.

CevapAlıntı
Konu başlatıcı Gönderildi : 18 Ekim 2017 10:07
(@folcred)
Üye

Yüzümde acıyı hissediyorum. Saatlerden beri de dövüldüğümü düşünüyorum, acı şimdi de tüm vücuduma yayıldı. Bu sesler de ne? Şu an keşke ölsem dediğim tek an. Nasıl böyle bir tuzağa düşürülebilirim?

'Beyaz yaratık, o uzun saçlarını ve sivri kulaklarını koparmadan önce uyan. Yoksa sevebileceğin bir vücudun kalmayacak, seni leş kargası,' demişti, ben de zorla başımı bir sağa bir sola salladım, sadece tek bir gözümü açabiliyorum. Açtığım gözüm de seyriyor, hala kendime gelebildiğimi sanmıyorum.

'Leş kargası ha, bu kılıçları toplayan benim zaten,' dedim, bunu söylemek istiyordum. Üzerimde zırhım ya da kılıcım yoktu, zaten kılıcımı almadan bırakmalarını bekleyemezdim. Yalın ayak, üstümde de beyaz, yırtık, kadife bir kıyafet bulunuyordu. Bu sözüm üzerine bir sürü azar işiticeğimi düşündüm, beni yakalayan özürlü falan sanırım.

'Diğeri ve küçük çocuk, onlara,' dedim, hemen lafımı kesti. Saygısız, özürlü olduğu kadar da görgüsüz bir herif.

'Kızı bilmem, belki de ***mişlerdir. Eh, çocuğu da yüksek bir fidyeye ailesine satacağız, sen kimsin?' Dedi, diyecek bir şey bulamadım. Öfkeden kudurduğum doğruydu, eğer bana saldırdıkları zaman ikisini de öldürmeseydim belki zincirlerimi kıracak kadar sinirli olabilirdim, ha? Şaka yapıyorum.

'Arondil, adım Arondil. Sadece sert vurma yeter,' dedim, bana meraklı gözlerle bakıyordu. Soruları vardı anlaşılan, onları da yalan söyleyerek cevaplamak zorundaydım.

CevapAlıntı
Gönderildi : 18 Ekim 2017 10:48
(@aethel)
Üye

Saatlerce kuzeye koşmuştum. Bitap düşmüştüm, kendimi daha fazla ayakta tutamazdım, yere saldım. Dizlerimin üstünde havaya kafamı kaldırdım. Yavaş ama derin nefesler alıp veriyordum. Kendimi tamamen öne saldım, kafam yere bakıyor, ellerim ise yere değiyordu. Kar ve soğuk; Skyrim'i tanımlayan iki kelime. 

Bir iki adım kendimi geriye atıp bir kayaya yaslandım. Mataramı çıkarıp suyu yudumladım. Boğazım temizlenmişti. Birkaç dakika kestirme kararı aldım fakat daha iki dakika olmamışken sesler duydum. "Hey yavrum, şuna bak ahaha. Patron gelince seni topluca ne araya alırız." diye gülüşüyorlardı. Ne oluyor diye kafamı çevirip baktım; genç bir kızla bir çocuk esir alınmıştı haydutlarca. Benim meselem değildi. Dinlenmeme devam etme kararı aldım ama o sırada yaslandığım kayanın altından da sesler duydum. Bir mağara vardı. Sanırım burayı kullanabilirdim ama önce giriştekileri geçmem gerekiyordu. 

Yayımı gerip kızı soymaya çalışanı vurdum ilk, ensesinden giren okla kızın üstüne kanlarını fışkırtarak ölmüştü. Çocuğu tutan "Ne oluyoruz lan?!" diyip arkasını dönmeye kalmadan kafasına fırlattığım hançerle düştü. Çocuk yaşadıklarının travmasıyla çığlık atmaya çalışıyordu ama kız engelliyordu. Benim ise tek ihtiyacım olan bir barınaktı. Mağaraya girerek ilerlemeye başladım...

CevapAlıntı
Konu başlatıcı Gönderildi : 18 Ekim 2017 11:11
(@folcred)
Üye

Hareket edemiyordum, saçlarım dağılmıştı ve yarı çıplaktım. Hiç bir şey hatırlamıyorum, başıma aldığım sert bir darbe ve bir de yara dışında. Bizi kurtarmak için birisinin de geldiğini düşünmüyorum fakat onun bir amacı olduğuna inanıyorum. Borgas, doğrusu benden çok daha çığlık atmıştı.

'Lütfen bana zarar verme, çok korkuyorum,' diye bağırdı Borgas, ben sadece onun elini tutabilmekle yetindim. Gözüme hafif ve göz alıcı bir ışık vuruyordu, bu yüzden gözümü tam açamıyordum. Peki ya Menwe neredeydi?

'Sakin ol tatlım, sakin ol,' dedim, Borgas hala şokun etkisiydi ve beni pek dinliyor gibi gözükmüyordu. Mağaraya giren adamın bir an kalpsiz olduğunu düşündüm ama bizi kurtarması bile bir şey ifade ediyor. Adamın oyma merdivenlerden aşağıya indiğini gördüm, Menwe'den gerçekten iz yoktu.


Hanın kapısını açtım, Wulf'un karnı olduğundan çok daha fazla açtı. Kapıyı açtığım gibi dikkati üzerime çektim, iri kıyım bir Kuzeyli olduğumu düşündüler,  haklıydılar da. Hancıya doğru baktım, benden korkmuşa benzemiyordu fakat basamaklardan iyice içeri girdiğimde ve boyumu gördüğünde dehşete kapıldığını damarlarımda hissettim.

'Wulf'a biraz tavuk çorbası ve koyun eti ayır, karnım çok aç,' dedim, bana başını salladı.

'Hemen, hemen Wulf'a biraz tavuk çorbası ve koyun eti ayıracağım,' dedi, başımı salladım ve kapının yanında ki masanın arkasında bulunan sandalyeyi çekip, üzerine oturdum. Karşıma köyün muhafızlarından iri bir adam geldi, aynı şekilde karşıma oturdu.

'Sen kimsin?' Dedi, başımı eğdim.

'Adım Wulf, memnun oldum savaşçı,' dedim, geleneklerime bağlı bir adamdım ben.

'Bilek güreşine var mısın?' Dedi, başımı salladım ve kolumu uzattım. Çok sıkıca kolumu kavradı, hiç iktiremiyordu, aynı şekilde ben de iktirmiyordum. Bir süre sonra handakiler etrafıma toplaşmaya başladı, 'Postlu Harald,' diye tezahürat ettiklerinde kolunu sertçe masaya yapıştırdım ve kahkaha attım. 

'Basitti,' dedim ve ayağa kalktım. Hancıya tekrar başımı uzattım ve boş masaya doğru baktım. Ne demek istediğimi anladı o benim.

CevapAlıntı
Gönderildi : 18 Ekim 2017 16:58
(@aethel)
Üye

İçeri vardığımda uzunca bir koridorda buldum kendimi. Mağarayı şekillendirmişlerdi, belli ki uzun süre boyunca burayı kullanıyorlardı. Koridor uzun olduğu kadar da genişti. Sağ tarafa yağmalarını depoladıkları kutuları dizmişlerdi. Kutuların tepesine atladım ve duvara yapışarak iki ayak, iki el üzerinde ilerlemeye başladım. 

Koridorun sonuna varmıştım. Kutuların tepesinden atladım fakat dizlerim ağrıyordu. Oradaki haydutlara gerçekten gıcık kapmıştım. Çelik ipimi çıkardım ve yuvarlanarak koridorun soluna geçtim. Burada mağarayı ayakta tutan direklerden birisi vardı. Direğe ipi bağladım, az daha sıktırsam direk kırılacaktı. Direğin zorlanmasını gördükten sonra sevinmiştim. 

Gesgeri diğer tarafa geçtim, ip elimdeydi ve yerde göz batmıyordu. Bir ıslık çaldım, ardından buna devam ettim. O haydutlar koşarak tuzağıma geliyorlardı. Tam koridorun sonuna vardıklarında ipi gerdim ve onları ikiye yardım. Üç tanesi tuzağımda ikiye ayrılarak öldüler. Şok hâlindeki ötekine de atlayıp ben işini bitirdim.

Bu haydutlarla işim bittikten sonra soluma ve sağıma baktım. Sağ tarafta haydutların kaldığı odalar, sol tarafta ise hücreler vardı. Hücredekileri bitirmeden, aralarına dalamazdım. O yüzden sola ilerledim.

CevapAlıntı
Konu başlatıcı Gönderildi : 18 Ekim 2017 17:11
Sayfa 1 / 4