Sorularınıza daha hızlı cevap almak için Discord kanalımıza katılabilirsiniz.

 

SEYYAH: Bjorn'un Skyrim Seyahatnamesi.

 
(@uskuf)
Üye

SEYYAH

Ben Kışhisar (Winterhold) Koleji Şifa-i ilimler uzmanı Bjorn Bjornsson. Atamın adı Bjorn idi, onun atasının da. Ömrümü Şifa ilimler deryasına bir damla eyledim. Gecemi gündüzüme , gündüzümü geceme kattım. Lakin artık ihtiyarlığın verdiği yorgunluktan mıdır, keşfe olan aşkımdan mıdır bilmem kendimi yollara atmaya karar verdim. Atalarımın binlerce yıl evvel ayak bastığı diyar olan Skyrim'de gezerken bir Seyahatname yazacağım. Umarım bu seyahatname Skyrimi gezmeyi düşünen gezginlerin sırdaşı , yoldaşı olur. 

Seyyah 1. Bölüm/ Whiterun Seyahatnamesi (Tarihçe)

Tanıtım


Günümüz; 4. Çağ 201 yılı kışından binlerce yıl evvelce soydaşım ve atam Ulu Ysgramor, soydaşlarının yaşayıp yerleşebileceği yeni bir diyar arayışına girdi. Atmoralı Ulu Ysgramor yaşadıkları adanın dışında bir ana kara olduğundan adı kadar emindi. Vakti geldiğinde beşyüz kadar yoldaşıyla birlikte hayaletler denizine  yani bilinmeze yelken açtı. Günler hatta haftalar kadar süren bu yolculuğun ardından-muhtemelen yanlış rotalara kayarak süreyi uzattılar- daha önce bilmedikleri bir ana karaya ayak bastılar. Bastıkları kara parçası Tamriel idi. Meni'den gelenler aslında bu kara parçasının kendilerine çok da yabancı olmadığını zamanla farkedeceklerdi çünkü Skyrim'e inmişlerdi. (Skyrim'in iklimi, toprak yapısı ve botaniği yönüyle Atmora'ya birçok açıdan benzediği bilinmektedir.).

Her yönüyle vatanlarına benzeyen bu diyara alışkın oldukları için şaşkınlıklarını kısa sürede üzerlerinden attılar. Ysgramor'un önderliğinde kıyıdan güneye doğru epeyce içeri ilerlediler. Günler, haftalar, aylar belki de yıllar sonra daha ılıman bir bölge bulabildiler. Gözün alamadığı kadar geniş bir düzlüğün ortasında bir tepe buldular. Ve o tepede sönmek bilmeyen bir ateş. Bu ateşle demirlerini dövdüler ve silahlarını bilediler, kalkanlarını sağlamlaştırdılar. Bu sönmek bilmeyen ateşe Skyforge lafzını bahşettiler. Kaynaklar burada yoldaşların 300 kişi kadar olduklarından bahsetmektedir. Bu da Ysgramor'un yolculuk esnasında 200 kadar yoldaşını şu veya bu sebeplerle kaybettiğini göstermektedir. İlgi çekebilecek diğer bir ayrıntı ise Ysgramor'un gemileri yanında taşıtmasıdır. Muhtemeldir ki bunun yegane sebebi tekrardan denizle karşılaştıkları vakit hazırlıklı olmak istemelerindendir. 

Velhasıl kurdukları ocağın yanına bir yapı inşa edip orada ikamet etmek istediler. Ve Meni'den gelenlerin Tamrieldeki ilk evlerini inşa ettiler. Yanında getirdikleri öncü gemiyi ters çevirip altını destekleyerek bir bina yaptılar. Bugün bile hala ayakta duran bu binanın adını Jorrvaskr koydular. Zamanla etrafına birçok yapı inşa ederek, burayı önce ufak bir nahiyeye ardından bir köye ve daha sonraları bir şehre çevirdiler. Nihayetinde göremeyecektir fakat Ulu Ysgramor'un arzusu zamanla gerçekleşti ve Nordlar ana yurtları dışında yeni bir diyara yerleşti.

 

[/spoiler]

Spoiler

Aslında şehir Skyrforge'un önüne değil de bugünkü DragonsReach(yani Jarl'ın sarayının) önüne kuruldu. Bunun böyle olmasının yegane sebebi Whiterun'ın kurulduğu arazinin en üst tepeceği yani DragonsReach'in altındaki su kaynağıdır. Kayalıklar arasından fışkıran su Jorvaskr'ın önüne kadar iner oradan daha da aşağı pazar bölgesine kadar ilerler. Bu bağlamda şehrin en yüksek noktası Skyforge değil Dragonsreach'tir. Tabii Whiterun'ın en eski mimarisi Jorvaskr'dır.

Yoldaşlar önce Skyforge'u ardından Jorvaskr'ı inşa ettiler. Ve akabinde kendilerine ikamet edebilecekleri evler yapmaya başladılar. Böylelikle bugün zengin ailelerin konakladığı bir mahal oluştu. Bu kısımdaki yapıların değerli olmasının sebebi hem tepede ve havadar olması bir diğer sebebi ise suyun bu mahalin ortasından geçmesidir. Zamanla büyüyen nufus bu küçük kısma sığmamaya başlayınca tepenin altındaki düzlüğe de ilk yerleşimler başladı.

Önce Banneredmare hanının inşa edildiğini görüyoruz. Yine aynı dönemde şehirde artan nufusun ihtiyaçlarını karşılamak için, ticaretin gelişmesiyle pazar bölgesi yavaş yavaş oluşuyor ve esnaf , zanaatkar kesiminin dükkanları bu düzlüğe yavaş yavaş yerleşmeye başlıyor. Tabii bu aşağı kesimin yerleşmesi için pazar çevresine bir takım ikametgahlar daha inşa ediliyor. Bu zaman aralığında DragonsReach'in de inşa edilmesi, surların ve kuleciklerin (yıkıntılara bakılırsa epey ufaklar) de inşa edilmesiyle şehir bugünkü görünümünü alıyor.
Bahsettiğim tüm bu gelişmeler yaklaşık olarak 700 yıl kadar zaman dilimini kapsıyor. Günümüzde dahi şehrin gündengüne geliştiğine şahit oluyoruz. 

Bu şehrin en köklü ailelerinden olan Gray-Mane'ler ve Battleborn'lar bugünkünün aksine geçmişte birlikte hareket ettiklerini ve şehri birlikte yücelttiklerini belirtmemde fayda var. Şayet bugünkü gibi bir mücadele o dönemde de olsaydı şehir bu kadar kısa sürede gelişemeyebilirdi. Umarız bu amaçsız mücadele birgün son bulur.

Son olarak şehrin simgesi haline gelmiş DragonsReachten bahsetmek gerekirse, Tek Gözlü Olaf hem ikamet etmek için hem de kadim ejderha Numinex'i yakalayabilmek için terası olan devasa bir yapı inşa ettirmek ister. Ve bunun için Whiterun'ın en yüksek tepesini seçer. Yapımı epey uzun sürmüş olacak ki bugün dahi Dragonsreach'i inceleyen mimarlar farklı zamanlarda yapılmış bölümleri görebilirler. Nihayetinde efsaneye göre (bunu reddedenler de vardır) DragonsReach'i inşa eder ve Kadim Numinex'i Bu devasa sarayın terasına hapseder. 

Tarihi ve mimari öğeleriyle Skyrim'in simgesi haline gelmiş bu şehir malesef bugün iç savaşın tam ortasında. Jarl Balgruuf iki tarafa da aynı mesafede kalmaya çalışıyor fakat bir gün taraf tutmak zorunda kaldığında umarım yıkım bu şehre gelmez...

Spoiler
[collapse]

Riften Tarihçesi 

Skyrim'in incisi Riften.. En azından bir zamanlar öyleydi. Bu yazımda sizlere, zamanında Tamriel'in en nadide incilerinden biri olan Riften'ı anlatacağım. Riften öyle bir şehir ki tarih kitabı gibi. Her mahali geçmişi bize tekrar hatırlatan ve anlatan bir alim. 

Bir zamanlar Tamriel'in en güçlü çekim merkezlerinden birisiydi. Morrowind ile yapılan ticaretin merkezi halindeydi ve dahi Tamriel'in dört bir yanından tüccarlar Riften'a gelir ticaret yaparlardı. Refah seviyesi yüksek, şehrin dört bir yanı konaklarla çevriliydi. Çiftlikler Tanrıların lütfu ile dolup taşar herkes huşu içinde yaşardı. Lakin her güzel şeyin sonu olduğu gibi Riften'ın da bu şaşalı dönemi sona erecekti.

İlk başta refah herkes içindi fakat zamanla ipler belirli bir zümrenin eline geçti. Çiftliklere zamanla el koydular. Bunları yaparken Mevkibeyinin de desteğini alıyorlardı. Mevkibeyi ise destekçileri sayesinde rejimini koruyor ve durumdan gayet memnundu. 4. Çağ 98 yılında ezilen kitleler ayaklanmaya başladılar. Kaosun zuhuru ile Riften tarihinin en büyük yıkımına şahit olmaya başladı. Zengin kesimin yaşadığı mahalleleri bastılar, rızkı kek, pasta ve türevleri olanların canlarına kıydılar. Direnişçilerin başına Hosgunn adı verilen bir herif türedi. Hosgunn direnişe liderlik ediyor ve terör faliyetlerini düzenliyordu. Tüm bunlar süre gelirken gizli bir el yayı gerdi ve Mevkibeyini öldürdü. Kim hangi amaçla bunu yaptı bilinmez lakin kargaşaya kısa bir süreliğine son verdiğini söyleyebiliriz. Direnişçiler mevkibeyinin yerine kimsenin geçemeyeceğini kendi liderleri Hosgunn'un şehrin yönetimine gelmelerini talep ettiler. Çünkü Hosgunn protestolara destek veriyordu, o halkın içindendi. 

Oligarşi zamanla direnişlere boyun eğdi ve Hosgunn'u şehrin yeni Mevkibeyi ilan ettiler. Fakat tüm bu olanlara rağmen direniş alevi hala söndürülememişti. Onlar diğer zengin beylerin de kellelerini istiyorlardı. Hosgunn ilk başta itidal çağrısı yapsa da karşılık bulmadığını görünce kaba kuvvete başvurdu. Muhafızlar direniş hatlarını kısa sürede yardılar, birçok direnişçiyi kılıçtan geçirdiler. Toplu idamlar başladı şehir sokakları tepecikler halinde yerli halkın cesetleriyle dolmaya başladı. Artık Hosgunn'un da elinde kan vardı. İkinci bir itidal çağırısı bekleyen halk beklemediği bir rejimle karşı karşıya kalmıştı. Gücünün farkına varan Hosgunn demir yumruğu ile yönetimi iyice eline aldı. Rakibi olabilecek herkesten kurtuldu. Sokağa çıkma yasağı getirdi ve ardından dışarıdan mal giriş ve çıkışlarını kontrol altına aldı. Kent hazinesinin çoğunu kendi zimmetine geçirdi. Ahşaptan devasa bir kale yapmaya karar verdi. Yapımı yedi yıl süren bu kaleye halk arasında Hosgunn'un Ahmaklığı denildi. Bu devasa kalenin yapımında bir tuğla dahi kullanılmamış küçük bir alev ile yokedilebileceği Hosgunn Ahmağının aklına dahi gelmemişti.

Bu arada şehir tam bir viraneye dönüşmüştü, salgın hastalıklar, açlık-kıtlık, veba... Şehir eski günlerini mumla arar hale getirilmişti. 4. Çağ 129 yılında tiranlığın son günleri geldi de çattı. Direnişçiler örgütlendiler. Önce muhafızları oyaladılar ve ardından Hosgunn'un Ahmaklığını (tahta kaleyi) ateşe verdiler. Saatler içerisinde koca saray yerle bir oldu. Fakat yangın kontrolden çıkarak Riften'ın büyük bir kısmına sıçradı ve şehri yerle bir etti. Sanki tanrılar öc alırcasına şehre yıkım getirmişlerdi. Peki ya neden ve kimden öc alıyorlardı ?

Velhasıl Hosgunn'un tiranlığı bu şekilde son buldu , halk zafer kazanmış oldu fakat şehir tarumar olmuştu. Zamanla Riften'ı küçük bir şehir olarak sur içine inşa etmeye başladılar. Ve Riften bugünkü görünümüne kavuşmuş oldu. Bazıları şehrin eski günlerine tekrar kavuşacağı umudu ile yaşıyor. Bana soracak olursanız bu şimdilik imkansız gibi gözüküyor. 

[collapse]

Spoiler

4. Çağ 201 Son Taam(Ağustos)'ın 25. günü

Magnusun son veliahtı Nirn'i aydınlatan son kez bulutların arasından göz kırpıyor. Baharın sonu ile gelen "Son Taam" aynı zamanda kışın da başlangıcı. Riftendan çıkarken hasat ile meşgul çiftçilerin tarlalarının ortasından geçiyoruz. Gün kendini son bir kez daha gösterirken, çiftçiler de bütün senenin meyvesini toplayıp kilerlerine dolduruyorlar. Kuzeyden gelen sert esinti kışın habercisi gibi. 

Honrich Gölünü sağımıza alarak ilerliyoruz. Ağaçlar kılık değiştirircesine yaprak döküyor , habitat derin kış uykusuna şimdiden hazırlanıyor. Güneş batmaya başlıyor biz de Honrich Gölü kıyısında bir kamp kuruyoruz. Olabildiğince büyük bir ateş yakarak doğa gibi biz de derin bir kış uykusuna yatıyoruz.

Son Taam(Ağustos)'ın 26. günü
Ertesi gün tekrar yola çıktığımızda Ork kabilelerinden birinin izci birliğiyle karşılaşıyoruz. Nehrin güneyinde bizi izliyorlar. Dostlarımın dediği kadarıyla dün gece yarısından beri varlığımızdan haberdarlar. Çok da misafirperver olduklarını söyleyemeyeceğim fakat herhangi bir irtibatta bulunmadan atlatıyoruz onları. Bir süre sonra bir dağ geçidinin önüne geliyoruz. Sağımızda gökyüzüne tırmanan merdiven misali salınan Yüce Hrothgar solumuzda ise Falkreath düzlükleri bizi karşılıyor. Tabii geçitten geçtikten sonra önümüzde Helgen..

Helgen aslında etrafı surlarla çevrili kalevari bir yerleşim fakat ben Seyyah Bjorn size bunu tek cümleyle açıklayacak değilim. Yüce Hrothgar eteklerinde kayalıklar arasına kurulmuş Helgen aslında önceleri bir yerleşimden ibaretti. Zamanla bulunduğu konum nedeniyle önemi anlaşılarak buraya bir kale, bir üs görevi gören surlar ve kuleler inşa edildi.

Helgen Falkreath bölgesi, Akçay(Whiterun) ve Vadikent(Riften) bölgeleri arasında geçitin eşiğinde yer alan ufak bir kale. Bu üç bölgeyi birbirine bağlayan yegane yer olduğu için önemli bir üs görevi görüyor. İmparatorluk tarafından inşa edilmiş 4 Ana kule ve onları birbirine bağlayan Surlarla çevrili. Bunun dışında tahta kazıklarla oluşturulmuş çitlerle de etrafı çevrilmiş. 

Cihan yiyenin son zuhurundan evvel burada İmparatorluk kuvvetleri Fırtına Pelerin (Stormcloak) ayaklanmasına karşı konuçlanmış haldeydiler. Fakat zuhuratın ardından Helgen büyük bir yıkıma uğradı. Burada yaşamakta olan halk malesef Helgen'ı terketti ve bugün eşkiyaların yerleşkesi haline gelmiş durumda. İç savaşı fırsat bilen bu eli kanlı it sürüsü, sekizlere(!) şükür ki okuma yazma bilmiyor ve benim bu yazdıklarımdan haberdar değiller. Bizden talep ettikleri miktarı ödediğimiz taktirde geçebileceğimizi söylediler. Biz de fazla ayak diretmeden istedikleri miktarı denkleştirip verdik. 

Helgen'ın içinden geçerken virane evleri ve hala dumanı tüten yıkıntıları gördüm. Alduin buraya hiçkimsenin düşünmek bile istemeyeceği boyutlarda bir yıkım getirmiş. Bunu kendi gözlerimle görüyor olmak ve kayıt altına alıyor olabilmek benim için büyük şans. Şayet varabilirsek sıradaki konaklayacağımız nokta Falkreath bölgesi. Orada İhtiyar dostum Altmer Runil ile görüşmeyi planlıyorum.

[collapse]

Spoiler

4. Çağ 201 Son Taam(Ağustos)'ın 27. gününün gecesinde Falkreath'a varabildik. Helgendeki haydutlar tahiminimden daha fazla zamanımızı aldı. Bu iç savaş giderek daha fazla asabımı bozmaya başladı. Öyle ki iktidarsızlığın getirdiği boşluktan yararlanan kendini bilmezler bu diyara hükümran oldular. Belki de başım hala yerinde olduğu için Arkay'a şükretmeliyim. Velhasıl kelam okuyucu 27. günün gecesinde -ki 27 gün tüm tamriel ahalisinin bildiği gibi hasatın son günüdür- Falkreath'e varabildik. Sorup soruşturmama rağmen ihtiyar dostum Altmer Runilin izine rastlayamadım. Umarım Arkay onu son yolculuğuna tamah ettirmemiştir. Genç dostum Haakon'un direktifleriyle şehirdeki hana yerleştik. Burada Runil ile çokça sohbet etmişliğim vardır, tanrılar biliyorya gözlerim hep onu aradı. Yine de Haakon da onu bana aratmadı. Genç adam 20 li yaşlarında, uzun boylu, güçlü kuvvetli, sesi gür bir delikanlı. Benim gibi bir ihtiyarın, Haakon gibi bir delikanlıyla yolculuk etmesi büyük şans. Haakon , kadim Nedeson hanesine mensup ve Ayı Yürekli Antonun büyük büyük torunlarından birisi. Kendisi Nordlar arasında "soylu" olarak anılan bir hanedana mensup olmasına karşın mütevazi bir adam. Benim gibi bir çiftçinin oğluyla bile dostluk kurabilecek kadar mütevazi. Helgendaki haydutların elinden sayesinde kurtuldum ve bu genç adama çok şey borçluyum. Velhasıl kelam okuyucu bu bölümde size bahsedeceğim şehir Falkreath...

Tarih 1. Çağ sonları ve 2. Çağın başlangıcını gösterdiğinde, Skyrim'in güneyinde bir şehir kuruldu. Bu şehre o zamanlar mı Falkreath ismini verdiler bilinmez, şehir Skyrim'in nadide incilerinden birisiydi. Öyle ki 1. Çağ 420 ila 452 yılları arasında hüküm sürmüş Kral Olaf'tan kinayeli bir şekilde bahseden anonim bir şiirde; "Falkreath’tan Kışhisar’a kadar başları öne eğdirdi." sözü geçmektedir. Bu da Falkreath'ın 1. Çağ 400 lere kadar uzanan bir geçmişinin olduğunu ve o dönemde dahi hatrı sayılır bir şehir olduğunu göstermektedir. Her ne kadar hicvi bir metin olsa da bu şiir Falkreath'ın geçmişteki önemini bize vurgular nitelikte.
Yine Sancre Tor ve Reman'ın doğuşu (Remanada) adlı eserde Falkreath'ten Batı Colovia'yı Cyrodiil'den ayıran yegane yerleşke olarak bahsedilmektedir. Yine aynı eserde Falkreath'ın Kolovian devletlerin merkezi niteliğinde ve önemli bir noktada olduğundan dem vurulmaktadır.
Yitikkral Ysmir Krallara Taç Giydiren'in Arcturian Sapkınlığı adlı eserinde Falkreath kralının koloviyan devletleri birleştirmekte oynadığı rolü ve Hjalti Ersakal'ın savaş müzakereleri halindeyken bile Falkreath'tan takviye birlik talep ettiği kayıtlara geçmiştir.
Belirtmeden geçemeyeceğim önemli hususlardan bir diğeri ise Hjalti Ersakal yani nam-ı diğer Tiber Septim 2. Çağ'ın son zamanlarında ordusuyla Falkreath bölgesine girerek şehri fethetmiştir. Öyle ki şehir bu olaydan sonra savaşta ölen askerler defnedildiği için "Mezarlıklar Şehri" olarak anılmaya başlanacaktır. Zaten günümüzde de Falkreath'ı önemli kılan yegane şey mezarlığı. Onun dışında hatırı sayılır bir değere sahip değil. Burayı Siddgeir adında bir adam yönetiyor ve bana soracak olursanız bu işte pekte maharetli değil. Bu bölümde Falkreath'ın tarihçesinden elimden geldiğince bahsetmeye çalıştım. Bir sonraki bölümde Falkreath sakinleri, Falkreath'ın coğrafi yapısı ve şehrin harita özelliklerine değineceğim.

[collapse]

Kapak fotoğrafı için desteğinden ötürü Ekmek(Sinan)'a teşekkür ederim.

Bu konu 2 sene önce 3 defa Uskuf tarafından düzenlendi.
Alıntı
Topic starter Gönderildi : 26 Ağustos 2018 12:42
(@mertusta)
İmparator

Resmi görünce aklıma Arog'daki cuhara geldi istemsizce. Çizen güzel çizmiş tebrik ederim. Yazı için de başarılar.

CevapAlıntı
Gönderildi : 26 Ağustos 2018 16:59
(@greybeard)
Üye

Güzel bir yazı olacağa benziyor, devamını merakla bekliyorum.

CevapAlıntı
Gönderildi : 26 Ağustos 2018 17:02
(@uskuf)
Üye

Resmi görünce aklıma Arog'daki cuhara geldi istemsizce. Çizen güzel çizmiş tebrik ederim. Yazı için de başarılar.

Teşekkür ederim yorumun için.

Güzel bir yazı olacağa benziyor, devamını merakla bekliyorum.

Yazmaya çalışacağım teşekkürler.

CevapAlıntı
Topic starter Gönderildi : 27 Ağustos 2018 02:05
(@uskuf)
Üye

2. Bölüm yayınlandı.

CevapAlıntı
Topic starter Gönderildi : 30 Ağustos 2018 09:05
(@enigmaticmage)
Üye

- Skyrim'i neden bu kadar çok seviyorsun?
- Ben Skyrim'e aşığım çünkü Skyrim oynayan topluluğa daha da aşığım! 😀

4E 201
EnigmaticMage Solitude Yakınları

CevapAlıntı
Gönderildi : 30 Ağustos 2018 13:06
(@muhamet4434)
Üye

Oldukça beğendim yazın sürükleyici olmuş. Çizim ise gayet güzel. Başarılar dilerim.

CevapAlıntı
Gönderildi : 30 Ağustos 2018 14:46
(@uskuf)
Üye

- Skyrim'i neden bu kadar çok seviyorsun?
- Ben Skyrim'e aşığım çünkü Skyrim oynayan topluluğa daha da aşığım! 😀

4E 201
EnigmaticMage Solitude Yakınları

Çok teşekkür ederim yorumun için.

Oldukça beğendim yazın sürükleyici olmuş. Çizim ise gayet güzel. Başarılar dilerim.

Teşekkürler elimden geldiğince devam edeceğim.

CevapAlıntı
Topic starter Gönderildi : 30 Ağustos 2018 18:40
(@sinusitis)
Üye

Üye değilken hikayelerini severek okuyordum.Artık bir üye olup görüşlerimi belli etmemin vakti geldi.Senin hikayelerinin şu olayını seviyorum; Çoğu kişi hikayelerinde "Ben bir kahramanım" ya da "Ben herkesi yok ederim,lanet olsun çok güçlüyüm" gibisinden temalarla yazıyor ve dürüst olmak gerekirse bu tür hikayeler gerçekten çok sıkıyor beni.Aynen gerçek hayatta olduğu gibi Tamriel'de de herkes kahraman veya süper güçlü insanlar olmak zorunda değil.Bir şifacı veyahut bir avcı olan insanlar da var (evet çoğu kişiye Tamriel'de herkesin kahraman olmadığı konusu yeni bir haber olabilir) fakat çoğu hikayede bahsedilmiyor bile.Senin hikayelerinin bu yönünü seviyorum.Herkesi kahraman yapmıyorsun normal olması gereken bir gerçeklikte yazıyorsun.Umarım hikayelerinin devamı gelir. :sir

CevapAlıntı
Gönderildi : 31 Ağustos 2018 06:06
(@uskuf)
Üye

Üye değilken hikayelerini severek okuyordum.Artık bir üye olup görüşlerimi belli etmemin vakti geldi.Senin hikayelerinin şu olayını seviyorum; Çoğu kişi hikayelerinde "Ben bir kahramanım" ya da "Ben herkesi yok ederim,lanet olsun çok güçlüyüm" gibisinden temalarla yazıyor ve dürüst olmak gerekirse bu tür hikayeler gerçekten çok sıkıyor beni.Aynen gerçek hayatta olduğu gibi Tamriel'de de herkes kahraman veya süper güçlü insanlar olmak zorunda değil.Bir şifacı veyahut bir avcı olan insanlar da var (evet çoğu kişiye Tamriel'de herkesin kahraman olmadığı konusu yeni bir haber olabilir) fakat çoğu hikayede bahsedilmiyor bile.Senin hikayelerinin bu yönünü seviyorum.Herkesi kahraman yapmıyorsun normal olması gereken bir gerçeklikte yazıyorsun.Umarım hikayelerinin devamı gelir. :sir

Teşekkür ederim yorumun için. Bana yazılarım konusunda verdiğin destek için de ayriyetten teşekkür ederim. Bir bakıma böyle yorumlar sayesinde yazmaya devam ediyorum çok teşekkürler.

CevapAlıntı
Topic starter Gönderildi : 31 Ağustos 2018 06:09
(@uskuf)
Üye

Riften Seyahatnamesi ilk bölüm yayınlandı.

CevapAlıntı
Topic starter Gönderildi : 5 Eylül 2018 10:05
(@uskuf)
Üye

Helgen Seyahatnamesi ve tarihçesi eklendi.

CevapAlıntı
Topic starter Gönderildi : 1 Ekim 2018 11:20
(@mileena)
Üye

helgen'i okurken 11/11/11'e gittim vay be galiba modsuz başlayacam vanilla oyunumu özlettin 🙂 harika devamını bekliyorum

CevapAlıntı
Gönderildi : 8 Ekim 2018 09:39
(@uskuf)
Üye

helgen'i okurken 11/11/11'e gittim vay be galiba modsuz başlayacam vanilla oyunumu özlettin 🙂 harika devamını bekliyorum

Teşekkürler yorumun için. Şu sıralar biraz işim başımdan aşkın ama elimden geldiğince devam edeceğim. 🙂

CevapAlıntı
Topic starter Gönderildi : 9 Ekim 2018 13:59
(@uskuf)
Üye

Falkreath Seyahatnamesi eklendi.

CevapAlıntı
Topic starter Gönderildi : 5 Şubat 2019 20:10