Simyacı Josder'in Maceraları  

 
erdemberk70
(@erdemberk70)
Üye
Üyelik: 12 ay önce
Gönderiler: 2

Bölüm 1
 
 İmparatorluk Generali, keçeden yapılma çadırın tozlu yırtmaçlarını aralayarak içeri girdi. Burası her zamanki gibiydi, tozlu raflar, resmi evraklar ve orduya bağ-
lı birkaç ekipman kutusu... Bugün bu komuta çadırdında bir farklılık vardı, doğrusu bir aptal bile generalin masasının önünde dizleri üzerine çökmüş, elleri bağlı
tutsak bir Khajiit'in sorgulanmayı beklediğini fark edebilirdi. Mahkumlar genellikle er rütbesindeki bir ekip tarafından sorgulanır ve cezalarını çekecekle-
ri yere sevk edilirlerdi. General demir zırhını üzerinden çıkartıp askılığa astı, altındaki deri kıyafetlerle askeri meseleleri halletmesi için kendisine ayrılan
masaya oturdu. Birkaç kağıt imzaladı, tutsak kediyi umursamıyor gibiydi ama birkaç dakika içinde fikri değişti ve mavi gözlerini Khajiit mahkumuna döndürdü. 

-Evet, bay Josder... Bildiğiniz gibi genelde esirlerle ben değil düşük rütbeli lejyonerlerimiz muhattap olur...
+Ah, bunu 2 gündür çok acı bir şekilde tecrübe ettiğime emin olabilirsiniz general.
-Doğrusu askeri okullarımız kapandığından beri mahkumların sorgulanması için kültürlü insanlar tayin edemiyoruz (masasındaki ay şekerinden bir yudum içti) 
Size şiddet uyguladılarsa şimdiden özür dilerim.
+Şey... Bu ay şekeri... O benim.
-Görüyorum, normalde bu içkinin ülkemizde bulunması yasaktır ama bilirsiniz. Skyrim topraklarında yaptıklarım yüzünden yargılayabilecek pek az kişi vardır (içmeye 
devam eder).
+(Korkuyla yutkunur)
-(Hafif bir sarhoşluğa kapılır) Tullius bana sizin mümkün olduğunca az hasar görmeniz hakkında talimat verdi. Söylediğine göre Cyrodiil için önemli raporlarınız o-
labilirmiş.
+Kendisi bilhassa bu konuda haklı. Biraz ay şekeri ve birkaç kese altın için hizmet etmeyeceğim kimse yoktur.
-(Öksürür) Skyrim sınırlarını yasa dışı yollarla geçmeye çalıştınız. Elsweyr devleti içersinde önemli biriydiniz. Neden bize sığınmak istiyorsunuz? Yoksa Elsweyr
diyarında haberdar olmadığımız bazı olaylar mı var?
+(Haykırmaya başlar) İlahi general! Benden istihbarat mı istiyorsunuz?! Hahahaha
-Hmm... Sanırım evet.
+O zaman neden ellerimi çözüp bana rahatça oturabileceğim bir sandalye vermiyorsunuz? Estetik bir toplantı yapmayı tercih ederdim. Çadır kapısının önünde 2 askerin
nöbet tuttuğunu biliyorum. Kaçmaya çalışacak kadar aptal değilim.
-Beni feth ettiniz bay Josder (Keskin yüz hatlarında bir gülümseme belirir). 

 General ayağa kalktı, çadırın köşesinde duran sandalyeyi aldı ve sertçe masanın önüne koydu. Cebinden çıkardığı bıçakla Josder'in ellerindeki ipleri kesti. Ardından onu kolundan tutup adeta çöp atarmışçasına sandalyeye fırlattı. Sonrasında yerine geri döndü.
-Sizi dinliyorum bayım.

 Josder'in elleri 2 gün sonra ilk kez bağlarından kurtuldu. Üzerinde bir rahatlama hissetti, ince bileklerini biraz sıvazladıktan sonra bembeyaz esir kıyafetlerin-
deki tozları silkmeye çalıştı. Sonrasında derin bir nefes alarak söze girmeye çalıştı, bir patisi halen morarmış dizlerinin üzerindeydi. Ağzı kurumuş ve ses telle-
ri bi'hayli yorulmuştu.
+Ben... Ben basit bir gezgin kedisi değilim kuzeyli beyefendi. Doğrusu çoğu Khajiit'in aksine ben tüccar bile değilim... Ailem de değil. Hikayem biraz uzundur ama
size anlatmak istiyorum. Hayır, bunu sizin emriniz üzerine değil kendi isteğimle yapacağım. Çünkü son haftalarda sinirlerim oldukça yıprandı. 

 Gözlerinden akan iki damla yaşı sildi ve upuzun hikayesini anlatmak için ağzını açtı. Kekelemek istemiyordu ve içinde tuttuğu sırları bir yabancı askere aktarmak
için çok heyecanlıydı.
+Ben Elsweyr'in başkenti Torval'da dünyaya geldim. Babam Mane ruhban sınıfınca idare edilen oligarşik sarayda başbüyücülük görevini üstlenmiş yaşlı bir Khajiit
beyefendisiydi. Centilmen ve nazik olmasına karşın ben henüz çocukken öldürülen annemi unutamamıştı. Bu yüzden ömrüm boyunca onu bekar bir adam bildim. Hala daha
öyle. Annemi benden daha iyi hatırladığını düşünüyorum. Çocukluğumda beni askeri okula göndermeyi düşünse de çelimsiz vücuduma karşın güvenini kaybetmişti. Ülke-
deki bütün okullar ticaret öğretim programlarına sahipti. Biz köklü bir büyücü ailesiyiz, Khajiit olmamıza rağmen ticaret yapmayız. Babam beni çocukluğumdan beri
sarayda kendisine ayrılan devasa simya odasında eğitti, büyüttü. 13 yaşıma geldiğimde simya labaratuvarında çıraklığa başladım 16 yaşımda kalfa oldum. Ayrıca sa-
ray için başbüyücü danışmanlığı ve sekreterliği gibi bazı ünvanlara da sahip oldum. 

 General her haliyle sıkılmışa benziyordu, evet belki de bunu belli etmemeye çaba gösteriyordu ama yine de yüzündeki asıklıktan duygularını okumak mümkündü.
-Evet, bunlar hakkınızdaki ceza infaz evrağında yazıyor. Peki ya Tullius'un bahsettiği bu önemli bilgileri bir an önce verseniz ikimiz için de daha iyi olmaz
mı?
+Tabi, tabi size katılıyorum.

+Bu seneye kadar herşey normaldi, sarayda günlük işlerimizi yapardık. Taa ki babam Simyacı Habahila ülkedeki Mane sınıfına karşı darbe yapmak isteyen saray muha-
fız komutanı Talaravi ile dostluk kurana kadar. Henüz bu haberler dış ülkelere yansımadı ama Aldmeri Dominion üzerinde kopmalar yaratmak isteyen bazı askeri
kurumlar Elsweyr ve Valenwood içinde ayaklanmaya başladı. Aslında babam Simyacı Habahila ve Komutan Talaravi'nin bağlı olduğu merkez Valenwood ormanlarındaki
Kızılmuhafız kamplarına ait. Hammerfell, Valenwood ve Elsweyr ülkesini bir araya getirerek Aldmeri Dominion'u yok etmeye çalışıyorlar. Oldukça muhafazak bir
topluluk olduğunu son yıllarda onların içinde yaşadığım için biliyorum. Bu sebeple İmparatorluk ile iş birliği yapmaktan kaçınıyorlar. İçinde bulunduğumuz
4. Çağın 201. yılının ortalarında yapmaya başladıkları planları açıkça sezebiliyordum. Babam bir büyü üzerine uğraşıp saray içindeki Mane ve rahipleri bir
kapsüle hapsetmeyi düşünüyordu. Bu harekat gerçekleştikten sonra verilen kararnameler ile bazı askerler ve ülkede çeşitli şehirlerde yaşayan politikacılar 
Skyrim'e sürgüne gönderilecekti. Hatta eminim ki General Tullius'un da bundan haberi vardır. Her neyse, ben saray büyücüsünün sekreteri ve danışmanı olarak
bu planları gizli tutmakla görevliydim. Babam bu konuda bana çok güveniyordu. Hatta harekat başarılı olduktan sonra beni Valenwood Büyükelçiliği ile ödüllendir-
meyi düşünüyordu. Bilirsiniz ben övünmeyi pek sevmem, ancak ne kadar iyi bir simyacı olduğumu gizleyemeyeceğim. Benim seyahat etmeyi ve yeni yerler görmeyi
ne kadar sevdiğimi bilen babam çocukluğumdan beri benimle beraber tatil planları yapardı. Son ihtilal planlamalarına kadar benimle çok ilgilenirdi. Başarılı
olacağı anı iple çektiğini gözlerinden okuyabiliyordum. Açıkçası ben babamın bu hırslarını hiçbir zaman desteklemedim çünkü biz simyacılığımızla tanınan bir
aileydik. Ben de mesleğim olan simyacılığı lakabım haline getirebilecek kadar usta biriydim. Siyaset ile hiçbir zaman ilgilenmemişti. Aldmeri Dominion ve
İmparatorluk arasındaki sürtüşmeler umrumda bile değildi ve babamın politika batağına kapılışını izledikçe ona acıyor ve kalbimde bir sızı hissediyordum.
Buna rağmen ona hiçbir şey söyleyemedim. Söylememe gerek bile kalmadı çünkü birgün uykumdan kalkıp biraz hava almak için şehir meydanına çıktığımda babam
ve bay Talaravi'nin darağacında sallanan bedenlerini gördüm. Bildiğiniz üzere biz idam mahkumlarının kafasını koparmayız, tam tersi onları asarak infaz ederiz
kan dökülmesin ve etraftaki kediler etkilenmesin diye. Ama o sabah ansızın gördüğüm bu manzaranın manevi ağırlığı altında ezilmeye mahkumdum. Koşuyla sarayın
tuvaletine gittim ve kusmaya başladım. Yaklaşık yarım saat boyunca tuvaletin duvarlarına çömelmiş vaziyette yaslanıp titreye titreye ağladım. Gözaltı torbalarım
Riverhold çölleri gibi kupkuru olduğunda hayatta bir amacımın kalmadığını hissettim. Konuşacağım kimse ve yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Gece boyunca lanet
olası uykum yüzünden neler olup bittiğini öğrenememiştim. Hergün 2 saat uyumaya o anda karar verdim. Eşyalarımı toparlamak için simya labaratuvarına indim.
Oraya her baktığımda içim ürperiyor ve krizler geçirmekten kendimi alıkoyamıyordum. Hemen eşyalarımı toparlayıp şehirden bir an önce ayrılmak istiyordum.
Babamdan bana kalanlar ve ölüm bilgisi alabilmek için şehir civarındaki köylerden birindeki devlet dairesine gidecektim. Kale duvarları ardında kurulu at
pazarına gittim ve bir at almak istedim. Tüccara parayı uzattığımda samanlıklara saklanan özel tabur mensubu askerler üzerime çullandı. Direndim. Kaçabilmek
için yaklaşık 7 asker ve 1 tüccarı oracıkta yıkım büyülerimle katlettim. Artık gerçekten burada bir yerim kalmadığıma ikna olmuştum. Askerlerden birinin cebinde
benim bir vatan haininin oğlu olduğum ve acilen katledilmem gerektiğine dair bir belge gördüm. İşte o an olan oldu ve bütün eşyalarımı ve cesetleri samanlara 
gizledim. Her yer çöl olduğu için bu cinayetlerime tanık olabilecek hiç kimse yoktu. Bunun için sevinmiştim, bu sevinçle beraber atlardan birine bindim ve
dörtnala atımı koşturmaya başladım. Çöllerin ufkuna doğru. Tüm ülke çapında öldürülmek maksadıyla aranıyordum. Tamriel'in en ücra köşelerine kaçmam gerekliydi.
Üzerimdeki altınlar diğer ülkelerde beş para etmezdi. Bu yüzden onları almaya gerek duymadım. Simyacı cübbem, iksir ve simya ekipmanı dolu çantam ve bir hançer
ile atımla beraber liman kıyılarına kadar gelmeyi başardık. Gemilerden birine sızarak Black Marsh'a geçtik. Black Marsh'ta bir Argonyalı kabilesine bedava
iksirler vererek onların arasına girmeyi başardım. Berber bataklıkları ve ormanları aştık, Morrowind'in kan kokan dağlarını arkamızda bırakarak Skyrim Sınırı'na
geldik. Ben kervandan ayrılarak Cyrodiil'e girdim. Orada Cheydinhal kentindeki Azura'ya tapınan Khajiit cemaatine rahip olarak ayak uydurdum. Dindar değildim
ve dini eğitimim de yoktu ama bilirsiniz, cemaatler liderlerinin her söylediğine inanır. Onları kolaylıkla kandırıp biraz para koparmayı başardım. Cheydinhal 
maceramdan sonra İmperial City hanında hademelik yaptım. O dönemde yaptığım illüzyon büyüleriyle hancıyı soydum. Böylece Skyrim'de beni idare edebilecek birkaç
kese altınım olmuştu. En sonunda oradan da ayrıldım ve kalıcı yurt olarak hayal ettim Skyrim topraklarına ulaştım. Hayalimde Winterhold'daki kolejde eğitimime
devam etmek vardı. Ömrümün geri kalanını geçmişinden kurtulmuş bir adam olarak okumaya adamak istedim. Ancak Falkreath sınırını geçmeye çalışırken emrinizdeki
bir bölük asker beni yakaladı ve yanınıza getirdi. Size Elsweyr içindeki karışıklık ve ayaklanmalar hakkında verebileceğim bütün bilgileri veririm ama emin olma-
nızı isterim ki bunlar tek gecede size aktarabileceğim bilgiler değildir. Size yalvarırım bana birkaç gün mühlet verin İmparatorluk Lejyonu için bir istihbarat
raporu hazırlarım. Bana ne isterseniz yapın efendim. Hizmet etmeye razıyım, sadece hayatta kalmak istiyorum...

 Josder, tutsaklığın verdiği yıkık havayı konuşurken üzerinden atmayı başarmıştı. Vücudu aniden bir enerjiyle doldu. Karşısındaki general etkilenmiş gözüküyordu.
Josder konuşurken onu hayranlıkla dinlemişti. Ama bu hayranlığı ortama uzun süre bir sessizliğin hakim olmasını engelleyemedi. General ay şekerinden biraz da
Josder'e ikram etti. Ardından sandalyesine yaslanıp hafifçe öksürdü. Doğrusu dinlediği bu hikaye karşısında nasıl bir cevap vereceği ve bu mahkuma ne yapacağını
bilemiyordu. 

-Şunu büyük bir netlikle ifade edebilirim ki konuşmanız beni derinden etkiledi. Sizin devletimize yararlı olacağınıza eminim. Sizin için bir çadı hazırlatacağım.
Oraya yerleşin ve Elsweyr hakkında istihbarat raporları yazın. 5 gün süreniz var. Raporlar tamamlanıncaya kadar çadırınızdan çıkmanız yasaktır. Bütün belgeler
elimize geçince sizi Solitude Lejyon Karargahı'na göndereceğiz. Orada kıymetli dostum Tullius'un vereceği talimatlara uyarsanız hayatta kalırsınız. Bu andan
sonra olacaklardan ben sorumlu değilim efendim.

 Josder sevinmişti, general çadırdan ayrıldığında 2 saat kadar çadırda boş boş bekledi. Tam raflardaki kitaplardan bir simya ansiklopedisini eline alıp okumaya
başladığında bir lejyoner çadırın kapısını çaldı. Birkaç saniye sonra saygıyla içeri girdi. Çadırın hazırlandığını belirtti. Josder minnettar gözlerle askere
baktı. Hafif bir tebessüm ederek dudaklarından ''Teşekkür ederim'' kelimelerini döktü. Uzun sakallı, esmer ama Kuzeyli olduğu açıkça belli olan İmparatorluk
eri ile beraber çadırına kadar gitti. Kendisi için hazırlanan çadır simya kitaplarıyla doluydu, bir yer yatağı ve çalışma masası vardı. Josder zekasıyla
ölümden kurtulduğu için sevinçliydi. Nihayet 5 günlüğüne de olsa barınabileceği bir yer bulmuştu. Koruma altındaydı. Artık yaptığı en iyi şeyi yapmanın vakti
gelmişti. Mürekkepli kuş tüyünü alıp yazmaya başlayacaktı. Ayaklanma planları hakkında bildiği her şeyi kağıda geçirecekti. Çoğunlukla 2 saatten fazla uyumadığı
için büyük ihtimal 5 günden kısa bir sürede raporları bitirecekti. Bu gece de uyumaya niyeti yoktu. Çalışma masasının bir köşesine simya kitabını koydu. Birkaç
kağıt çıkardıktan sonra yazmaya başladı. Bu gece ellerini yazarak çalıştıracaktı.


Arkadaşlar lore hakkında çok bilgim yok ve oyunu uzun süredir oynamıyorum. TES evrenini seviyorum ve bu konu üzerinde hikayeler yazmayı seviyorum, genel olarak okumayı ve yazmayı seviyorum. Çok fazla kişi okumasa da hikayelerimi burada paylaşacağım. Eğer lore ile çakışan şeyler olursa (ki büyük ihtimal var) özür dilerim. Eğer bu konuda titizseniz hikayeyi takip etmeyin. Okuyucu sahibi olma konusunda ısrarcı olmadığımı belirtmiştim. Sadece yazma becerilerimi geliştirmek istiyorum.

CevapAlıntı
Gönderildi : 28 Ekim 2018 12:17
  
Çalışıyor

Lütfen Giriş yap yada Kayıt ol