Argonya Raporu Kitap 2

Argonya Raporu ››

İkinci Kitap

Yazan: Waughin Jarth
Çeviren: Stormlancer
Düzenleyen: Mehmet Güder

Decumus Scotti koşmaktan bitmiş, yüzü ve kolları kızıl etsinekleriyle kaplanmış bir biçimde çamurdan ve sazlıklardan çıktı. Cyrodiil'e doğru ardından bakarken, kara nehrin altında kaybolan köprüyü gördü ve biliyordu ki med birkaç gün içinde geri çekilene kadar, geri dönemeyecekti. Nehir aynı zamanda onun Kara Bataklık belgelerini de yapışkan derinliklerinde tutuyordu. Gideon'daki ilişkileri için kendi hafızasına güvenmek zorunda kalacaktı.

Mailic kararlı bir şekilde sazlıkların arasında ilerliyordu. Scotti etsineklerini başarısızca kovuşturarak onun ardından yürüyordu.

"Şanslıyız, efendim" dedi Kızılmuhafız, bu söylemek için son derece saçma bir şey olduğundan Scotti'yi şaşkına çevirdi, ta ki adamın parmağının gösterdiği noktayı gözleri takip edene kadar. "Kafile burada."

Yirmi bir adet, paslanmış ve çürümüş odun ve sallanan tekerleklerle çamura bulanmış vagon, ileride yumuşak zeminde yarı batmış şekilde duruyordu. Gri tenli ve gri gözlü, Cyrodiil'de yaygın somurtkan el işçisi türü olan Argonyalılardan oluşan bir kalabalık, diğerlerinden ayrılmış olan vagonlardan birisini çekiyordu. Scotti ve Mailic daha yakına gelirken vagonun son derece çürümüş ve zorlukla tanınacak halde Karafundalardan oluşan bir kargoyla dolu olduğunu gördüler... Vagon dolusu meyveden çok çürüyen bir pelteydi.

Evet Gideon şehrine gidiyorlardı ve dediler ki evet, ahşap yüklerini boşaltmayı bitirdikten sonra Scotti onlarla birlikte gidebilirdi.

Vagondaki çürümüş ürüne bakarken Scotti sordu: "Ne kadar süre önce toplandılar?"

"Hasat tabii ki ağustos ayında yapıldı." dedi, vagondan sorumlu gibi görülen Argonyalı. Şimdi takvimler kasımı gösteriyordu, yani tarlalardan yola çıkalı iki aydan biraz daha fazla süre olmuştu.

Açıkça Scotti ulaşım problemlerinin olduğunu düşündü. Ama her şey bir yana, Lord Vanech'in inşa komitesinin bir temsilcisi olarak onun burada yapmakla mesul olduğu şey bu sorunun ortadan kaldırılmasıydı.

Vagonun yana itilmesi için, fundaları güneşin altında daha da çürüten bir saate yakın süre geçti, onun önündeki ve arkasındaki vagonlar birbirine ekliydi ve karavanın başındaki sekiz attan birisi şimdi bağımsız olan vagonun yanına getirilmişti. İsçiler keyifsiz bir rehavetle ilerlediler ve Scotti karavanın geri kalanını inceleme ve yoldaşlarıyla konuşma fırsatı buldu.

Vagonlardan dördünün rahatsız binicilere uyan oturakları vardı. Geriye kalanların tamamı un, et ve bozulmanın çeşitli aşamalarında olan bitki türleriyle doluydu.

Altı Argonyalı işçi, tenleri çok fazla böcek ısırığıyla Argonyalıların kendisi kadar korkunç görünen üç imparatorluk taciri ve kukuletalarının gölgesinin altından parlayan kırmızı gözleri görülürken, Dunmer olduğu besbelli pelerine sarılmış üç yoldaş, yolcuları oluşturuyordu.

Çenesine ya da daha yukarıya uzanan sazlıklardan oluşan sonsuz araziye bakarken "Yol bu mu?" diye sordu Scotti.

"Bu toprak zemin, farklı bir çeşit." Kukuletalı Dunmerlardan birisi omuz silkti. "Atlar sazlıklardan birazını yer ve bazen biz de kalanları ateşe veririz ama bir bakmışsınız tamamen yeniden büyümüşler."

Sonunda vagon şefi kafilenin gitmeye hazır olduğunu işaret etti ve Scotti diğer imparatorluk sakinleriyle birlikte üçüncü vagona yerleşti. Çevresine bakındı ama Mailic'i göremedi.

Sazlık denizindeki bir kayaya aniden atlayan ve tüylü bir havucu kıtırdayarak yiyen Kızılmuhafız "Sizi Kara Bataklık'a götürmeyi ve geri çıkartmayı kabul ettim" dedi. "Geri döndüğünüzde burada olacağım."

Scotti kızgınca baktı ama sadece Mailic'in hürmetli "efendim" hitabından vazgeçtiği için değil. Şimdi gerçekten biliyordu ki Kara Bataklık'ta hiçbirisi yoktu ama kafile yavaşça gıcırdadı ve ileriye doğru hafifçe dem vurdu, yani tartışacak zaman yoktu.

Sonsuz sazlıkların niteliksiz alanında şekiller çizerken, kırıcı bir rüzgar ticaret yolu boyunca esti. Uzaklarda dağlar görünüyordu ama sıkça yön değiştiriyorlardı ve Scotti onların sis ve bulutlar içindeki yokuşlar olduğunu fark etti. Gölgeler manzara boyunca uçuşup duruyordu ve Scotti yukarı baktı, dev kuşların neredeyse vücutlarının geri kalanının büyüklüğünde olan uzun, testere gibi gagaların sanki kusulmuş da kursaklarına geri koyulmak üzere dışarıda bekletiliyormuş gibi göründüklerini fark etti.

"Keskinkanatlar" dedi Chaero Gemullus, Scotti'nin solunda, genç birisi olması muhtemel ama yaşlı ve ihtiyarlamış görünen imparatorluk sakini homurdandı. "Eğer hareket etmeyi sürdürmezsen, bu lanet olası yerdeki diğer her şey gibi seni de yiyecekler. Hergeleler aşağı dalıp sana berbat bir darbe vururlar, uçup giderler ve neredeyse kan kaybından öldüğün zaman geri dönerler."

Scotti ürperdi. Gece çökmeden önce Gideon'da olmalarını umut etti. Daha sonra Güneş'in kafilenin yanlış tarafında olduğunu gördü.

"Afedersiniz, efendim" diye vagon şefine seslendi Scotti. "Düşündüm de, Gideon'a gidiyor olduğumuzu mu söylediniz?"

Vagon şefi başını salladı.

"Peki kuzeye gidiyor olmamız gerekirken, neden güneye gidiyoruz?"

Bir iç çekişten başka cevap yoktu.

Scotti yoldaşlarının da Gideon'a gittiğinin onayını almıştı ama onlardan hiçbiri oraya varmak için çizilen dolambaçlı yol hakkında endişeli görünmüyordu. Oturaklar orta yaşlı sırtı ve kalçaları için sertti ama karavanın sarsan ritmi ve dalgalanan hipnotize edici sazlıklar azar azar onda etkisini gösterdi ve Scotti uykuya doğru sürüklendi.

Birkaç saat sonra karanlıkta uyandı, nerede olduğundan emin değildi. Karavan artık hareket etmiyordu, zemindeydi ve sıranın altında, bazı küçük kutuların yanındaydı. Scotti'nin anlamadığı, tıslayan ve tıkırdayan bir dille konuşan sesler vardı ve birisinin bacakları arasından neler olduğunu gözetledi.

Aylar, karavanı çevreleyen kalın sisi zar zor deliyordu ve Scotti kimin konuştuğunu görebileceği en iyi açıya sahip değildi. Bir an için gri vagon şefi kendisine konuşuyormuş gibi göründü ama karanlık, hareketi ve rutubeti hatta kesik kesik parlayan tenleri de kaplıyordu. Bu şeylerden orada kaç tane olduğunu söylemesi zordu ama büyük ve siyahtılar ve Scotti onlara ne kadar baktıysa da, ancak o kadar detay görebildi.

Salyalar akan, iğne biçimli dişlerle dolu, kocaman ağız seklinde belirli bir detay su yüzüne çıkarken, Scotti sıranın altına geri kaçtı. Siyah küçük gözleri daha onun üzerine dönmemişti.

Sahipleri zorla yakalanıp vagonun dışına çekilirken Scotti'nin önündeki bacaklar hareket etti ve kıvranmaya başladı. Scotti küçük kutuların arkasına geçerken ileri doğru çömeldi. Saklanma konusunda fazla bir şey bilmezdi ama kalkanlarla ilgili biraz deneyimi vardı. Bir şeyi, herhangi bir şeyi kötü şeylerle kendi aranıza koymanın her zaman iyi olduğunu bilirdi.

Birkaç saniye sonra, bacaklar onun görüsünden yok olduktan sonra dehşet verici bir çığlık yükseldi. Ve daha sonra ikinci ve üçüncü çığlık... Farklı tınılarda, farklı aksanlarda ama aynı derdini anlatamayan mesajla... Dehşet ve acı, korkunç acı. Scotti, Stendarr'a edilen ve uzun süredir unutulmuş bir duayı hatırladı, kendi kendine fısıldadı.

Ardından sessizlik vardı... Sadece birkaç dakika süren feci bir sessizlik ama sanki saatler geçmiş gibi görünen, yıllar geçmiş gibi...

Ve daha sonra taşıyıcı ileri doğru yeniden yalpalamaya başladı.

Scotti dikkatlice taşıyıcının altından dışarı emekledi. Chaero Gemullus ona sersemce sırıttı.

"İşte buradasın," dedi. "Nagaların seni aldığını düşünmüştüm."

"Nagalar?"

"Rezil tipler" dedi Gemullus, kaşlarını çatarken. "Kolları ve bacakları olan şişkin engerek yılanları, yedi ayak yüksekliğindedirler, çılgına döndüklerinde ise sekiz. Bataklığın iç kısımlarından gelirler, buraları pek sevmezler ve bu yüzden belirgin biçimde hırçındırlar. Siz (tam da) onların aradıkları türden havalı bir imparatorluk mensubusunuz."

Scotti kendini hayatı boyunca hiç havalı olarak düşünmemişti. Çamurlu ve etsinekleri tarafından beneklenmiş giysisi fazlasıyla orta ölçekli, onun için en uygunu olarak görünüyordu. "Beni ne için istiyor olacaklar ki?"

"Soymak için tabii ki" diye gülümsedi adam. "Ve öldürmek için. Diğerlerine ne olduğunu fark etmedin mi?" Sürücü kaşlarını çattı, sanki bir düşünceyle donmuş gibi. "O aşağıdaki kutulardakilerden tatmadın, değil mi? Sanki şeker gibi, tattın mı?"

"Tanrım, hayır," Scotti yüzünü buruşturdu.

İmparatorluk sakini kafasını salladı, onu rahatlatarak, "Biraz sakin görünüyorsun. Kara Bataklık'a ilk gelişin, doğru mu anladım? Ooo! Hey hooo, anasından çıkmayasıca, yürrrü be!"

Yağmur başlarken Scotti tam Gemullus'a o argo terimin ne anlama geldiğini sormak üzereydi. Fena halde kokan bir cehennemdi, uzaklarda gürleyen göğün eşliğinde sarı kahverengi yağmur karavanı baştan aşağı yıkadı. Zahmetli işleme yardım edene kadar Scotti'ye dik dik bakarken, Gemullus çatıyı vagonun üzerine çekmeye çabaladı.

Scotti sadece soğuk rutubetten değil, aynı zamanda açıkta kalan vagonda çoktandır sonuçları hep kötü olan, aşağı boşalan yağışın iğrenç düşüncesi ile titredi.

"Yakında yeterince kurumuş olacağız," dedi Gemmullus gülümseyerek, sise doğru işaret ederken.

Scotti Gideon'da hiç bulunmamıştı ama ne beklenmesi gerektiğini biliyordu. Az çok bir imparatorluk şehri gibi düzenlenmiş, az çok imparatorluk tarzında mimarisiyle ve tüm imparatorluk konforu ve gelenekleriyle büyük bir yerleşim yeri, az çok...

Çamura yarı batmış kulübelerden oluşan karmaşıklıkta, daha azına karar kılınmıştı.

"Neredeyiz?" diye sordu Scotti şaşkınlıkla.

"Hixinoag" diye cevapladı Gemullus, rahatsız edici ismi rahatlıkla telaffuz ederken. "Haklıydınız. Güneye gidiyor olmamız gerekirken kuzeye gidiyorduk."

Üçüncü Kitap

Yazan: Waughin Jarth
Çeviren: Stormlancer
Düzenleyen: Mehmet Güder

Decumus Scotti'nin, Lord Vanech'in yapı komitesi ve temsilcileri adına bölgedeki ticareti geliştirmek için iş anlaşmaları ayarlarken, Kara Bataklık'ın güneyinde, tamamen imparatorluğa bağlanmış olan şehir Gideon'da olduğu sanılıyordu. Bunun yerine yarı suya batmış Hixinoag adıyla bilinen küçük berbat köyde kimseyi tanımadığı bir yerdeydi, Chaero Gemullus adında uyuşturucu kaçakçısı hariç kimseyi.

Gemullus, ticaret karavanının güney yerine kuzeye gitmiş olması konusunda çok da endişeli değildi. Scotti'ye, köylülerden satın aldığı bir kova trodh adlı minik minik çıtır balığı paylaşma konusunda bile izin vermişti. Scotti balıkların pismiş olmasını yeğlerdi ya da en azından ölü olmalarını ama Gemullus ölmüş ya da pişirilmiş trodh balığının ölümcül derecede zehirli olacağını nazikçe açıkladı.

Kıvrılan küçük yaratıklardan birisini ağzına koyarken "Eğer olmam gereken yerde olsaydım," diye somurttu Scotti. "Bir rosto ve bir bardak şarap içiyor ve biraz peynir yiyor olabilirdim."

"Kuzeyde ayşekeri satarım ve onu güneyden alırım." dedi kaygısızca. "Daha esnek olmalısın, dostum."

"Benim tek işim Gideon'da" dedi Scotti, kaşlarını çatarak.

"Aslında, birkaç tane seçeneğin var," diye cevapladı kaçakçı. "Sadece burada kalabilirsin. Argonya köylerinin çoğu kurulduğu yerde uzun süre için kalmaz ve Hixinoag'da Gideon'un kapılarına doğru gitmek için iyi bir şansın mevcut. Senin bir ya da iki ayını alabilir. Belki de en kolay yolu bu."

"Bu beni programımdan oldukça geride bırakır."

"Öbür seçenek, karavana tekrar katılabilirsin." dedi Gemullus. "Bu sefer doğru yönde gidiyor olabilir, çamurda sıkışıp kalmayabilir ve karavandakiler Naga haydutları tarafından tamamen öldürülmeyebilir."

"Hiç umut vermiyor" dedi Scotti kaşlarını çatarak. "Başka fikrin var mı?"

"Köklere bin. Yeraltı ekspresi." Gemullus sırıttı: "Beni takip et."

Scotti, Gemullus'u köyün dışına ve ince desteler halinde, yosunlarla kaplanmış bir grup ağaca kadar takip etti. Kaçakçı zaman zaman duraksayarak yapışkan çamuru dürterken, gözlerini zeminde tuttu. Sonunda, zeminin yükselmesini sağlayan, büyük yağlı baloncuklardan bir kitlenin tetiklediği bir nokta buldu.

"Mükemmel" dedi. "Şimdi, önemli olan paniğe kapılmamak. Ekspres sizi güneye doğru götürecek. Bu kış mevsimi göçü ve her tarafta kızıl kil toprağı gördüğünüzde Gideon'un yakınında olduğunuzu bileceksiniz. Sadece panik yapmayın ve bir baloncuk yığını gördüğünüzde bunun, sizin dışarı çıkmak için kullanabileceğiniz bir nefes olmadığını bilin."

Scotti Gemullus'a şaşkınca baktı. Adam tamamen anlamsızca konuşuyordu. "Ne?"

Gemullus Scotti'nin omuzlarından tuttu ve onu baloncuk yığınının üstüne konumlandırdı. "Tam burada dur..."

Scotti, kaçakçıya korkuyla çarpılmış şekilde bakarken çamura hızlıca battı.

"Kızıl kil toprağını görünceye kadar bekleyeceğini hatırla ve sonra baloncukları gördüğün sonraki seferde, yukarı yüklen..."

Scotti özgür kalmak için çırpındığı kadar çabuk battı. Çamur Scotti'yi boynuna kadar sardı ve "Oog" gibi bir sesten başka hiçbir şey söyleyemeden batmaya devam etti.

"Ve hazmediliyor olduğunuz fikriyle paniğe kapılmayın. Bir kök solucanının midesinde aylarca yaşayabilirsiniz."

Scotti panik içinde son bir nefes aldı ve çamurun içinde kaybolmadan önce gözlerini kapattı.

Katip ummadığı, çevresini kaplayan bir sıcaklığın içine düştü. Gözlerini açtığında, etrafının tamamen transparan, yapışkan bir maddeyle kaplandığını, çamur içerisinde havadaymışçasına kayarken ve köklerin karışık bağlantılarını geçerken direkt olarak ileriye, güneye doğru yolculuk ettiğini fark etti. Scotti, karanlıktan oluşan bir yaratık uzamla çılgınca ileri doğru koşuştururken, ağaçların kalın lifli dokunaçlarının çevresinde ve üzerinde dönerken, şaşkınlığını ve keyfi eşit derecelerde hissetti. Bu, Yeraltı Ekspresinde, bataklığın altındaki derinlik değildi, sanki gece yarısının, gökyüzünün yüksek yerleriydi.

Üzerindeki devasa kök yapısına belli belirsiz bakarken, Scotti kıpırdayan köklere binen sekiz ayak uzunluğunda, kolsuz, bacaksız, renksiz, kemiksiz, gözsüz ve neredeyse şekilsiz bir yaratık sekli gördü. İçinde karanlık bir şey vardı ve o yakına gelirken Scotti onun Argonyalı bir erkek olduğunu görebiliyordu. El salladı ve Argonyalının içinde olduğu iğrenç yaratık biraz düzleşti ve ileriye doğru hareketlendi.

Gemullus'un sözleri bu esnada Scotti'nin zihninde yankılandı: "Yaz ayı göçü", "hava deliği", "hazmedildin". Bunlar sanki onların gelişine karşı yüksek derecede dirençli olan beyninde yaşamak için yer bulmaya çalışan, etrafında dans eden tümcelerdi. Ama duruma bakmanın başka bir yolu yoktu. Scotti yolculuğun bir yolu olarak, canlı balık yemekten, canlı canlı yenilmeye geçmişti. O solucanlardan birisinin içindeydi.

Scotti bayılmak gibi akıllıca bir karar verdi.

Bir kadının sıcak kucaklayışı tarafından sarıldığı güzel bir rüya esnasında uyandı. Gülerken ve gözlerini açarken gerçekte nerede bulunduğu gerçeği beynine hızla hücum etti.

Yaratık hala kör bir biçimde, köklerin arasından sıyrılarak ileriye çılgınca hareket ediyordu ama artık gece semalarındaki bir uçuş gibi değildi. Şimdi pembeler ve kırmızılarla, günışığındaki gökyüzü gibiydi. Scotti, Gemmullus'un kırmızı killere bakmasını söylediğini hatırladı ve Gideon'un yakınlarında olmalıydı. Bulması gereken sonraki şey baloncuklardı.

Hiçbir yerde baloncuk yoktu. Solucanın içi hala sıcak ve konforlu olsa da, Scotti çevresindeki toprağın ağırlığını hissetti. "Panik yapma." Gemullus böyle demişti ama o nasihati duymak başka şeydi, nasihati uygulamak başka şeydi. Kıpırdanmaya başladı ve yaratık ondan aldığı artan baskıyla daha hızlı hareket etmeye başladı.

Aniden Scotti karşısında onu gördü. Baloncuklardan oluşan zayıf bir helezon çamur boyunca bazı yeraltı borularından yukarı doğru yükseliyordu, dümdüz yukarı, köklerden üstündeki yüzeye doğru. Kök solucanı içinden geçtiği anda Scotti, yaratığın ince derisini parçalayarak olanca gücüyle yukarı doğru bastırdı. Baloncuklar Scotti'yi hızlıca yukarı itti ve göz açıp kapatıncaya kadar kırmızı vıcık vıcık çamurun içinden dışarı fırladı.

İki gri Argonyalı ellerinde bir ağ ile yakın bir ağacın altında duruyordu. Scotti'nin yönüne nazik bir merakla baktılar. Scotti, ağlarının içinde birkaç tane kıpırdanan tüylü faremsi yaratık olduğunu fark etti. Onlara dönmüşken, bir başkası ağaçtan aşağı indi.

"Affedersiniz, delikanlılar," dedi Scotti neşeli bir şekilde. "Merak ediyordum da Gideon'un yönünü bana belirtebilir misiniz?"

Argonyalılar kendilerini Alev Çizen ile Taze Yapraklı Yelken olarak tanıttılar ve soru üzerine kafaları karışmış biçimde birbirlerine bakındılar.

"Kimi ararsınız?" diye sordu Taze Yapraklı Yelken.

"Sanırım ismi..." dedi Scotti, Gideon'daki Kara Bataklık bağlantılarını içeren, uzun süre önce kaybettiği dosyanın içeriğini hatırlamaya çalışarak. " Archein... Sağayağı... Kayadan?"

Alev Çizen başını salladı, "Beş altın için, gösterir yolu. Sadece doğu. Gideon'un doğusudur çiftlik. Çok hoş."

Scotti bunun iki gündür yaptığı en iyi anlaşma olduğunu düşündü ve Alev Çizen'in eline beş septim bıraktı.

Argonyalılar Scotti'ye çamurlu, şerit halinde ve sazlıklardan geçen ve yakında Topal Koyu'nun uzak yerlerindeki parlak mavi açıklığını ortaya çıkaran bir yol gösterdi. Scotti çevresindeki görkemli, duvarlı, parlak koyu kırmızı çiçeklerin duvarların tüm kirliliğinden dışarı fırladığı malikanelere baktı ve "Bu çok güzel." diye düşünmesine kendi kendine hayret etti.

Topal Koyu'ndan batı taraflarına koşarken, yol hızlı akan bir dereye paralel hareket ediyordu. Onkobra Nehri diye anılırdı, öyle söylenmişti. Kara Bataklık'ın derinlerine, eyaletin çok karanlık olan kalbine akardı.

Kapıları geçip Gideon'un doğusundaki büyük tarlalara göz atarken, Scotti tarlalardan birkaçının ekime meyilli olduğunu gördü. Çoğu solmuş asmalara, terk edilmiş meyve bahçelerine, yapraksız ağaçlara hala tutunan, geçmiş hasattan kalan çürümüş ürünlerdi. Tarlalarda çalışan Argonyalı köleler zayıf, ince, neredeyse ölmek üzereydiler, yasamın ve mantığın yaratıklarından çok, tekin olmayan ruhlar gibiydiler.

İki saat sonra, üçü doğuya olan zorlu yürüyüşlerine devam ederken, en azından malikaneler hala belli bir uzaklıktan etkileyiciydi, yol otlarla kaplı olsa da hala sağlamdı ama Scotti sinirlenmişti. Tarla isçileri ve tarımsal vaziyet onu şoka uğratmıştı ve artık bölge için merhamet hissetmiyordu. "Ne kadar daha ilerde?"

Taze Yapraklı Yelken ve Alev Çizen sanki soru onlara sorulmamış gibi birbirlerine baktılar.

"Archein doğuda mı?" Taze Yapraklı Yelken hesapladı. "Yakın mı ya da uzak mı?"

Alev Çizen birine karşılık vermezmiş gibi omuz silkti ve Scotti'ye: "Beş altın için, gösterir yolu. Sadece doğu. Çiftliktir. Çok hoş." dedi.

"Hiçbir fikriniz yok, değil mi?" dedi Scotti. "Başka birisine sorabilme şansım varken, bunu en başında neden söyleyemediniz?"

İlerlerken ileride toynak vuruşlarının sesleri vardı. Bir at onlara yaklaşıyordu.

Scotti sürücüyü selamlamak için sesin geldiği tarafa doğru yürümeye başladı ve Alev Çizen'in pençeli tırnaklarının parlamasını ve onun üzerinde yaptığı büyüyü göremedi. Omurgası, kollarının ve bacaklarının kasları boyunca bir buz öpücüğü ile aniden hareketsiz kaldı, sanki katı bir çeliğin içine sarılmış gibi. Felç edilmişti.

Felç büyüsünün büyük laneti ne yazık ki okuyucunun yeterince bilmeyebileceği gibi vücudunuz tepki vermezken görmeye devam etmesi ve hatta düşünebilmenizin devam etmesidir. Scotti'nin aklından geçmekten olan düşünce, "Kahrolasıca." idi.

Alev Çizen ve Taze Yapraklı Yelken de tabii ki Kara Bataklık'taki tüm basit günlük isçiler gibi başarılı Yanılsama büyücüleriydi. Ve imparatorluk vatandaşlarının ahbabı değillerdi.

Argonyalılar, tam sürücü ve atı köşeden dönüp gelirken Decumus Scotti'yi yolun kenarına iteklediler. Adam, tam olarak pullu derisiyle ayıi renkte, parlayan koyu yeşil bir pelerinle soylu ve kafasının üstünde boynuzlu bir taçmış gibi oturan, teninin parçası olan fır fırlı kukuletasıyla etkileyici bir şahsiyetti.

"Selamlar, kardeşler!" dedi, ikisine binici.

"Selamlar, Archein Sağ Ayağı Kayadan" diye karşılık verdiler ve sonra Taze Yapraklı Yelken ekledi: "Bu güzel günde lordumun işi nedir?"

"Rahat yok, rahat yok." diye iç çekti Archein soyluca. "Bayan işçilerimden birisi ikiz doğurdu. İkizler! Çok şükür, kasabada onlar için iyi bir tacir var ve yaygaraya çok fazla tahammül etmek zorunda kalmadım. Ve sonra, Gideon'da buluşmam gereken Lord Vanech'in yapı komitesinden budala bir imparatorluk sakini var. Eminim o hazineyi açmadan önce büyük bir gezi isteyecek. Bunun gibi birçok yaygara." Alev Çizen ve Taze Yapraklı Yelken sempati duydular ve sonra Archein Sağayağıkayadan atını sürüp giderken, onlar rehinelerine bakmaya gittiler.

Onlar için bir talihsizlik olarak, Kara Bataklık'taki yerçekimi Tamriel'deki diğer yerler gibiydi. Rehineleri Decumus Scotti, onların kendisini bıraktığı yerden aşağı yuvarlanmaya devam etmişti ve o sırada Onkobra Nehrindeydi, boğuluyordu.

Created with the Personal Edition of HelpNDoc: Produce Kindle eBooks easily