Kurt Kraliçe 6

Kurt Kraliçe ››

Altıncı Kitap

Yazan: Waughin Jarth
Çeviren: Mehmet Kardaş
Düzenleyen: Mehmet Güder

Üçüncü Çağ birinci yüzyılın bilgesi Montocai'nin kaleminden:

3Ç 120:

On beş yaşındaki imparatoriçe, Antiochus'un kızı II. Kintyra Septim, martın üçüncü gününde taç giydi. Amcaları Lilmoth Kralı Magnus, Gilane Kralı Cephorus oradaydı ama halası Issızkent'in Kurt Kraliçesi Potema saraydan sürülmüştü. Krallığına döndüğünde Kraliçe Potema Kızıl Elmas Savaşı olarak bilinecek olan isyan hazırlıklarına başladı. Yıllarca yanında olduğu, hayal kırıklığına uğramış krallar ve soylular hemen yeni imparatoriçeye karşı onun yanında yer aldılar.

İmparatorluğa karşı yapılan ilk erken saldırı tamamen başarılı olmuştu. Skyrim ve Kuzey Ulu Kaya boyunca İmparatorluk Ordusu kendisini saldırı altında buldu. Potema ve ordusu Tamriel'i dokunduğu her şeyi isyana sürükleyen saldırganlaştıran bir çeşit veba gibi ezip geçti. O yılın sonbaharında Ulu Kaya sahilindeki sadık Glenpoint dükü İmparatorluk Ordusu'na acil yardım çağrısında bulundu ve Kintyra, Kurt Kraliçe'ye karşı verilen mücadelede gözdağı verebilmek için orduya kendisi öncülük etti.

3Ç 121:

"Nerede olduklarını bilmiyoruz," dedi dük utangaç bir şekilde. "Şehir dışındaki her yere gözcüler gönderdim. Sadece ordunuzun gelişinin haberlerini beklemek üzere kuzeye çekildiklerini farz edebilirim."

"Bunu söylemekten nefret ediyorum ama savaşacağımızı umuyordum," dedi Kintyra. "Halamın kellesini bir mızrağın ucuna geçirip tüm imparatorlukta dolaştırmak isterdim. Oğlu Uriel ve ordusu İmparatorluk Eyaleti'nin tam sınırında dalga geçercesine bekliyor. Nasıl bu kadar başarılı olabildiler? Gerçekten savaşta o kadar iyiler mi yoksa insanlarım benden gerçekten o kadar çok mu nefret ediyorlar?"

Kışın ve sonbaharın çamurunda aylardır mücadele etmekten bitkin düşmüştü. Ejderkuyruğu Dağlarını geçerken ordusu neredeyse bir pusunun tam ortasında kalıyordu. Dwynnen'in normalde oldukça ılıman olan havasında birdenbire patlayan fırtına öylesine beklenmedik bir şeydi ki Potema'nın büyücü dostlarından biri tarafından yapıldığı belliydi. Baktığı her yerde halasının dokunuşunu hissetti. Ve şimdi Kurt Kraliçe ile karşılaşma şansı elinden kaçıp gitmişti. Bu kadarı da fazlaydı.

"Bu korku, saf ve oldukça basit," dedi dük. "Onun en büyük silahı bu."

"Bunu sormam gerek," dedi Kintyra sesini bir şekilde saf bir halde çıkarıp dükün bahsettiği korkuyu ona göstermemeye çalışarak. "Orduyu gördün. Yardım etmesi için yanına bir diriltilmiş ölüler ordusu çağırdığı doğru mu?"

"Hayır, aslına bakarsanız doğru değil ama o söylentileri yaymayı sevdiği kesin. Ordusu kısmen stratejik nedenlerden kısmen de korku yayabilmek için genelde geceleri saldırıyor. Şimdiye dek bildiğim kadarıyla normal modern bir orduda bulunan savaş büyücüleri ve gecebıçakları dışında doğaüstü yardım almadı."

"Her zaman geceleri," dedi Kintyra düşünceli bir şekilde. "Sanırım bu sayılarını gizlemek için."

"Ve ayrıca birliklerini biz farkına varamadan uygun pozisyona alabilmek için" diye ekledi dük. "O sinsi saldırıların ustası. Doğuya giden bir adım attığınızda onun sizin güneyinizde daha önünüzde olduğundan emin olabilirsiniz. Ama bunların hepsini yarın konuşabiliriz. Siz ve adamlarınız için kalenin en güzel odalarını hazırlattım."

Kintyra kule odasında ay ve tek bir mumun yaydığı ışığın altında İmparatorluk Şehri'ndeki müstakbel kocasına mektup yazıyordu. Onunla büyükannesi Quintilla'nin çok sevdiği Mavi Saray'da evlenmeyi umuyordu ama savaş buna izin vermezdi. Yazarken avludaki hayaletimsi, yapraksız ağaçları izledi. Korumalarından ikisi nöbet yerlerinde birbirlerinden birer adım mesafede bekliyorlardı. Aynı Modellus ve Kintyra gibi diye düşündü ve mektubuna yöneldi.

Kapıya vurulması yazısını yarıda kesti.

"Majesteleri Lord Modellus'tan mektup var," dedi genç haberci notu kadına uzatarak.

Mektup kısaydı ve haberci gidemeden kadın hepsini okuyup bitirdi. "Bir şey kafamı karıştırdı. Bu mektubu ne zaman yazdı?"

"Bir hafta önce," dedi haberci. "O ordusunu hazırlarken benim bunu size çok acilen ulaştırmam gerektiğini söyledi. Sanırım şehri çoktan terk etmişlerdir."

Kintyra haberciyi yolladı. Modellus ondan Glenpoint'te olan savaş için yardım isteyen bir mektup aldığını söylüyordu. Ama Glenpoint'te savaş falan olduğu yoktu, daha bugün gelmişti buraya. O zaman kim onun el yazısıyla mektubu yazmış ve kim neden Modellus'un İmparatorluk Şehri'nden Ulu Kaya'ya ikinci bir ordu göndermesini istemişti?

Pencereden gelen soğuk gece havasını hisseden Kintyra pencereyi kapatmak için ilerledi. Aşağıdaki nöbetçiler kaybolmuştu. Aşağıdaki ağaçlar arasından gelen boğuk sesleri duyabilmek için eğildiğinde kapının açıldığını duymadı.

Geri döndüğünde Kraliçe Potema ve Glenpoint Dükü Mentin'i yanında askerlerle dururken gördü.

"Sessiz yürüyorsun hala," dedi bir süre duraksadıktan sonra. Düke döndü. "İmparatorluğa olan bağlılığından dönmene ne neden oldu? Korku mu?"

"Ve de altın," dedi dük basitçe.

"Orduma ne oldu?" diye sordu Kintyra Potema'ya boş bir yüz ifadesi ile bakmaya çalışarak. "Savaş bu kadar çabuk mu bitti?"

"Tüm adamların öldü," diyerek güldü Potema. "Ama savaş falan olmadı. Sadece sessiz ve etkili suikastlar. İleride İmparatorluk Ordusu'ndan şehirde kalanlara ve Modellus'a karşı Ejderkuyrugu Dağlarında savaşlar olacak. Sana savaş hakkında sürekli bilgiler göndereceğim meraklanma."

"Demek burada bir rehine olarak tutuluyorum?" diye sordu Kintyra, birdenbire odasını kaplayan taşların sağlamlığı ve kulenin yüksekliğinin farkına vararak. "Kahretsin, bana bakın! Ben sizin imparatoriçenizim!"

"Şöyle düşün, seni beşinci kademe bir yönetici olmaktan birinci derece bir şehit mertebesine yükseltiyorum," dedi Potema göz kırparak. "Ama bunun için bana teşekkür etmek istemezsen sana da hak veririm."

Created with the Personal Edition of HelpNDoc: Full-featured EPub generator