Savaşçı

Savaşçı

Yazan: Reven
Çeviren: Yalçın Özveren
Düzenleyen: Mehmet Güder

Çeviri Notu: Kitapta geçen orijinal isimler tersten okunduklarında anlam ifade ettiği için kitabın Türkçe çevirisi yapılırken isimler bu anlamlara göre çevrilerek kitaba eklenmiştir.

Bu kitap, dört kitaplık serideki üçüncü kitaptır. Eğer ilk iki kitabı okumadıysanız öncelikle Dilenci ve Hırsız'ı okumanız tavsiye edilir.

Zisrileb Nafri geçmişini pek bilmiyordu, umursamıyordu da.

Bir çocuk olarak İlegnenafri'de yaşamıştı ama krallık çok fakirdi ve bunun sonucu olarak da vergiler çok yüksekti. Oldukça yüksek miktarda olan mirasını yönetemeyecek kadar gençti ama hizmetçileri, efendilerinin yıkıma uğramasından korkarak onu Jallenheim'e götürdüler. Kimse neden o yerin seçildiğini bilmiyordu. Artık toprağa karışmış zamanının kimi yaşlı hizmetçileri orasının bir çocuk büyütmek için iyi bir yer olduğunu düşünmüştü. Başka kimsenin de daha iyi bir fikri yoktu.

Genç Zisrileb'den daha çok şımartılmış çocuklar olabilir ama bu da şüphelidir. Büyüdükçe zengin olduğunu ama bundan başka hiçbir şeyi olmadığını anladı. Ne ailesi ne sosyal pozisyonu ne de güvenliği. Bağlılık, birden çok olayda farkına vardığı üzere gerçekte satın alınamazdı. Ama bir servete, muazzam bir hazineye sahip olduğunu biliyordu; bunu korumaya karar verdi ve mümkünse artırmaya. Aksi durumlarda kimi mükemmel insanlar açgözlüdürler ama Zisrileb altınları biriktirip saklamaktan başka ilgisi olmayan, doğanın ya da doğumun nadir bir kazasıydı. Servetini artırmak için her şeyi yapmak istiyordu. Yakın zamanda paralı asker kiralayıp arzu edilen mülklere saldırmaya başlamıştı ve kimse artık orada yaşamak istemediğinde de satın alıyordu. Sonra tabi ki de saldırılar kesiliyordu ve Zisrileb, yok pahasına satın aldığı kar getiren bir toprağa sahip oluyordu. Birkaç ufak tarlayla başlamıştı ama yakın zamanda daha tutkulu bir seferberlik başlatmıştı.

Kuzeyorta Skyrim'de, benzersiz bir coğrafik önemi olan Aalto denen bir yer bulunmaktadır. Her bir yanı buzullarla çevrili uyku halindeki bir volkanik vadi. Yeryüzü volkan nedeniyle sıcak ama sabit biçimde su hafifçe çiseler ve hava da buz gibi soğuktur. Jazbay denilen bir üzüm çeşidi sadece burada yetişir ve Tamriel'deki diğer her yerde solar ve ölür. Garip üzüm bağı, kişiye özel olacak biçimde sahiplenilir ve çok az ve oldukça pahalı olmasına rağmen bunlardan şarap üretilir. Söylenir ki imparator yılda bir kere bundan bir bardak içmek için İmparatorluk Konseyi'nin iznine ihtiyaç duyarmış.

Topraklarını ucuza satması için Aalto'nun sahibini rahatsız etmek amacıyla Zisrileb'in birkaç paralı askerden fazlasını kiralaması gerekiyordu. Skyrim'deki en iyi özel orduyu kiralamalıydı. Zisrileb para harcamayı sevmezdi ama ordunun komutanı olan Tilkat isimli kadına ödeme yapma konusunda anlaşmıştı, elma büyüklüğünde bir mücevher verecekti. Henüz vermemişti -ödeme görev başarılı olduktan sonra verilecekti- ama böylesi bir ödülü vereceğini bildiği için uyumakta sorun yaşıyordu. Daima gündüzleri uyuyordu, geceleri de hırsızların yakınlarda olduğunu bildiği için deposunu izleyebiliyordu.

Bu da bizi rahatsız bir uykudan sonra Zisrileb'in öğlen vakti uyanıp yatak odasındaki hırsıza şaşırdığı ana götürüyor. Bu hırsız Nalay idi.

Nalay pencereden atlamayı düşünmüştü, yüz metre aşağıya, korunaklı sarayın duvarlarının ötesindeki bir ağacın dallarının içine ve bir saman yığının içine yuvarlanmayı. Böylesi bir kahramanlığı deneyen herkes böylesi bir şey yapmanın konsantrasyon ve sinir gerektirdiğine şahit olacaktır. Odada uyuyan zengin adamın uyandığını gördüğünde her ikisi de onu terk etti ve Nalay, Zisrileb'in uykuya geri dönmesini beklemek için uzun, süslü bir kalkanın arkasına kaçtı.

Zisrileb uykusuna geri dönmedi. Hiçbir şey duymamıştı ama onunla birlikte birisi olduğunu hissetmişti. Ayağa kalktı ve odada ilerlemeye başladı.

Zisrileb hızlandı ve hızlandı ve giderek hayal görmeye başladığına karar verdi. Hiç kimse yoktu. Hazinesi güvenli ve korunaklıydı.

Yatağına dönerken bir takırtı duydu. Arkasını dönünce mücevheri gördü. Tilkat'a vereceği mücevher Atmora süvari kalkanının yanında yerdeydi. Kalkanın arkasından bir el çıktı ve mücevheri aldı.

"Hırsız!" diye bağırdı Zisrileb, duvardan değerli taşlarla süslenmiş Akavir katanasını alıp kalkana doğru kaldırırken.

Nalay ve Zisrileb arasındaki "kavga" harika düellolar yıllığına girmeyecekti. Zisrileb, kılıç kullanmasını bilmiyordu ve Nalay da kalkanla engellemede bir uzman değildi. Acemiceydi, garipti. Zisrileb öfkeliydi ama psikolojik olarak kılıcın desenine herhangi biçimde zarar verecek ve pazardaki değerini azaltacak bir biçimde kılıcı kullanamıyordu. Nalay hareket etmeye devam etti, kalkanı beraberinde sürükleyerek, kendisi ve kılıç arasında kalmasına çalışarak ki bu sonuçta herhangi bir karşı koymanın en hayati kısmıydı.

Zisrileb, kalkana saldırıp onu odanın karşı tarafına ittirdikçe öfke içinde bağırıyordu. Hatta mücevheri Tilkat adındaki muhteşem bir savaşçıya söz verdiğini açıklayarak hırsızla pazarlığa bile girişti. Ve eğer onu geri verirse, Zisrileb, memnuniyetle ona başka bir şey verecekti. Nalay bir dahi değildi ama buna inanmadı.

Zisrileb'in gardiyanları efendilerinin çağrısına uyarak yatak odasına geldiklerinde kalkanı bir pencereye sıkıştırmayı başarmıştı.

Gardiyanlar kalkana hücum ettiler ama arkasında hiçbir şey olmadığını gördüler. Nalay pencereden atlayıp kaçmıştı.

Jallenheim'in sokaklarında şiddetli biçimde koşup cebindeki altın paralardan şıngırtı sesi çıkartıp sakladığı yerden devasa mücevherin okşamasını hissederken, Nalay, nereye gitmesi gerektiğini bilmiyordu. Sadece bu kasabaya geri gelmemeliydi ve mücevherde hakkı olan Tilkat isimli savaşçıdan sakınmalıydı.

Nalay Nafri'nin hikayesi Kral adlı kitapta devam etmektedir.

Created with the Personal Edition of HelpNDoc: News and information about help authoring tools and software